İçeriğe geç

MD10-M01-D02

Betimlemek, hüküm vermemek

Bir tarikat uygulamasını anlatan iki paragraftan hangisinin betimlediğini, hangisinin doğru ya da yanlış ilan ettiğini gerekçesiyle ayırt eder ve hüküm veren cümleyi betimleyici yazar.

Meditasyon Bölümü — Tasavvufta Tefekkür ve Murakabe Akademisi — MD10-M01, Tasavvufu meditasyon gözüyle okumak · 2.113 kelime · ≈ 10 dk okuma · 14 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Betimleyici dil bir uygulamayı ve onun hakkındaki görüşleri kime ait olduklarını belirterek aktarır; hüküm veren dil uygulamayı yazarın kendi sesiyle doğru, yanlış, üstün ya da sapkın ilan eder.

Tosun'un «Râbıta» maddesi tartışmalı bir uygulamayı iki tarafıyla, sûfîlerin ve eleştirenlerin görüşlerini kaynaklarına bağlayarak aktarır; ama bir yerde yazarın kendi değerlendirmesini de taşır.

Hüküm veren bir cümleyi betimleyici olarak yeniden yazmanın üç adımı vardır: hükmün sahibini bulmak, karşı görüşü eklemek ve yazarın kesinliğini taşıyan sözcükleri çıkarmak.

Birinin hükmünü sahibine bağlayarak aktarmak bir tespittir; aynı yargıyı kimseye bağlamadan yazmak bir hükümdür.

Betimleme yalnız cümle düzeyinde değil, metnin bütünü düzeyinde de kurulmalıdır: yalnız bir tarafı aktaran bir metin seçim yoluyla hüküm verir.

Açılış sahnesi

Murat kırk bir yaşında, bir asliye hukuk mahkemesinde zabıt kâtibi. On beş yıldır duruşmalarda tutanak tutuyor. Bir tanık konuşuyor, avukatlar itiraz ediyor, hâkim soruyor; Murat hepsini yazıyor. Kimin haklı olduğunu yazmıyor. Onun işi söyleneni, söylendiği gibi kâğıda geçirmek.

Yıllar önce stajdaki bir arkadaşı bir tutanağa «tanık açıkça yalan söyledi» diye yazmış, hâkim tutanağı geri çevirmişti. Hâkim şöyle demişti: «Yalan söyleyip söylemediğine ben karar veririm. Sen ne dediğini yaz.» Murat o günden beri bir cümleyi yazmadan önce kendine soruyor: bu bir tespit mi, bir hüküm mü?

Bir akşam Murat, tasavvufla ilgilenen bir arkadaşının önerdiği bir internet yazısını okuyor. Yazı bir tarikat uygulamasını anlatıyor. Daha ilk paragrafta Murat'ın kâtip gözü bir şeye takılıyor: yazar uygulamayı anlatmakla kalmamış, onun hakkında bir karar da vermiş. Ve okur, uygulamanın ne olduğunu öğrenmeden önce ona ne düşünmesi gerektiğini öğrenmiş oluyor.

Bu derste ne olacak

Elif'in rafındaki kitap tefekkürü küçültüyordu. Murat'ın okuduğu yazı ise başka bir şey yapıyor: uygulamayı anlatırken onu mahkûm ediyor. Önce gelenek içinde tartışmalı bir uygulamayı, rabıtayı, bir ansiklopedi maddesinden okuyacağız. Sonra aynı uygulamayı anlatan iki paragrafı karşılaştırıp hangisinin betimlediğini, hangisinin hüküm verdiğini ayırt edeceğiz. Ardından hüküm veren bir cümleyi betimleyici olarak yeniden yazacağız. Son olarak birinin hükmünü aktarmak ile kendi hükmünü vermek arasındaki farka bakacağız.

Sıfır noktası

Murat'ın hâkimi bir ayrım koymuştu: tespit ve hüküm. Tespit, ne olduğunu söyler: tanık şunu dedi. Hüküm, onun hakkında bir karar verir: tanık yalan söyledi.

Bir uygulamayı anlatan bir metin de bu ayrımla okunabilir. Betimleyici bir cümle, uygulamanın ne olduğunu, kimin nasıl yaptığını, kimin onu nasıl değerlendirdiğini söyler. Hüküm veren bir cümle ise uygulamanın doğru ya da yanlış, sağlıklı ya da sapkın olduğunu söyler.

Akademinin sözü belli: hiçbir tarikatın öğretisi burada mahkûm ya da onaylanmış ilan edilmez. Bu sözü tutmak için bir cümleyi yazmadan önce Murat'ın sorusunu sormak gerekiyor.

Mekanizma

Tartışmalı bir uygulama

Betimlemeyi sınamak için tartışmalı bir uygulama seçmek gerekiyor; herkesin aynı şeyi düşündüğü bir konuda betimlemek kolaydır. Rabıta böyle bir uygulama. Bu akademide yalnız tanıtılan uygulamalardan biri; burada da onu bir yöntem olarak değil, bir yazma alıştırmasının konusu olarak ele alıyoruz.

Gelenek içindeki görüşlerin aktarımı; [T] olarak okuyoruz. Bu kart betimleyici dilin iyi bir örneği. Dikkat edilirse kartta hemen her görüş birine bağlanıyor: «sûfîlere göre», «eleştirenlerin çoğu», «bazı sûfîler». Okur iki tarafın ne düşündüğünü öğreniyor; ama kartın kendisi hangi tarafın haklı olduğunu söylemiyor.

Ama maddenin bir cümlesi bu çizginin dışına çıkıyor. Madde, râbıtayı ayrıntıdan ve kurallardan arındırıp şeyh ile mürit arasında tabii ve psikolojik bir iletişime dönüştüren yaklaşımın «daha sağlıklı» olduğunu yazıyor. Bu, bir ansiklopedi maddesinin içinde, yazarın kendi sesiyle verilmiş bir hüküm. Murat'ın hâkimi bu cümleyi bir tutanakta görse, geri çevirirdi.

Bu, ansiklopedi maddesini değersiz kılmıyor. Ama bir şeyi gösteriyor: betimleyici dil, en dikkatli metinlerde bile kendiliğinden korunmuyor. Her cümlede yeniden kurulması gerekiyor.

İki paragraf

Şimdi aynı uygulama üzerine kurgulanmış iki paragrafı karşılaştıralım. Bunlar bu ders için yazılmış örneklerdir; bir yazara ait değildir.

Birinci paragraf: «Rabıta, mürşidin yüzünü düşünerek ona gönül bağlamaktır. Bu uygulama, Allah'ı anmak yerine bir insanı anmaya yönelttiği için açıkça dinin özünden bir sapmadır. Akıllı bir okur bundan uzak durmalıdır.»

İkinci paragraf: «Rabıta, Tosun'un maddesine göre sâlikin mürşidine gönlünü bağlaması ve onun yüzünü ve ahlâkını düşünmesidir. Sûfîler onu bir ibadet değil, sevgi ve feyiz alışverişine vasıta olan bir yöntem olarak tanımlar ve eğitimin yalnız başlarında gerekli görür. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren bazı eleştirmenler onu bid'at, biri de şirk olarak nitelemiştir.»

Birinci paragraf üç hüküm veriyor: «dinin özünden bir sapma», «açıkça» ve «akıllı bir okur uzak durmalıdır». Bu hükümler yazarın kendi sesiyle, kimseye bağlanmadan veriliyor. Okur uygulamanın ne olduğunu, onu yapanların ne düşündüğünü öğrenmeden önce ne düşünmesi gerektiğini öğreniyor.

İkinci paragraf aynı tartışmayı aktarıyor, eleştiriyi de dahil ediyor; ama her görüşü bir kaynağa bağlıyor. Okur kendi kararını verebilecek malzemeyi alıyor.

Bir uyarı: hüküm her zaman olumsuz değildir. Bir paragraf «rabıta en yüksek manevi yöntemdir ve her mürit onu uygulamalıdır» diyorsa, bu da bir hükümdür. Betimleyici dil iki yöndeki hükümden de kaçınır.

Hüküm veren bir cümleyi yeniden yazmak

Birinci paragrafın orta cümlesini yeniden yazalım.

Hüküm: «Bu uygulama, Allah'ı anmak yerine bir insanı anmaya yönelttiği için açıkça dinin özünden bir sapmadır.»

Betimleme: «Bazı eleştirmenler bu uygulamayı, bir insanın düşünülmesini içerdiği için bid'at ya da şirk olarak nitelemiş; sûfîler ise onu bir ibadet olarak değil, mürşid vasıtasıyla Allah'ı hatırlamaya yardım eden bir yöntem olarak tanımlamıştır.»

Yeniden yazmanın üç adımı var. Birincisi, hükmün sahibini bulmak: bu yargıyı kim veriyor? İkincisi, karşı görüşü eklemek: bu konuda başka ne düşünülmüş? Üçüncüsü, yazarın sesini çekmek: «açıkça» gibi yazarın kesinliğini taşıyan sözcükleri çıkarmak.

Birinin hükmünü aktarmak

Bir ince nokta daha var. Gelenek kendi içinde sürekli hüküm verir. Örneğin zikir üzerine bir ansiklopedi maddesi, en faziletli zikrin hangisi olduğu konusunda değişik görüşler ileri sürüldüğünü ve bir sûfînin kelime-i tevhid zikrinin öbür zikirlerden daha üstün olduğunu söylediğini aktarır.

Bir ansiklopedi maddesi; [C] olarak okuyoruz. «Bursevî'ye göre tevhid zikri daha üstündür» cümlesi bir hüküm içeriyor; ama bu hüküm Bursevî'nin hükmü, ve cümle onu Bursevî'ye bağlayarak aktarıyor. Bu bir betimlemedir; geleneğin kendi iç tartışmasını kayda geçiriyor.

Fark şurada: «tevhid zikri daha üstündür» cümlesi, kimseye bağlanmadan yazılırsa, yazarın kendi hükmüdür. «Bursevî'ye göre tevhid zikri daha üstündür» cümlesi ise bir tespittir. Murat'ın diliyle: «tanık şunu dedi» bir tutanaktır, «tanık doğru söyledi» bir karardır.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Bu dersin en ince noktası, betimleyici dilin bir yazarı değersiz ya da sessiz kılmaması. Bir yazar elbette bir görüş taşıyabilir. Ama betimleyici bir metinde bu görüş, okurun malzemeye ulaşmasının önüne geçmemeli. Ansiklopedi editörlüğü vakasındaki çözüm bu yüzden önemli: yazarın değerlendirmesi var, ama ayrı bir yerde ve açıkça işaretlenmiş.

Tosun'un maddesindeki «daha sağlıklı» cümlesi bu inceliği gösteriyor. Maddenin geri kalanı iki tarafı titizlikle aktarıyor. Bir cümle yazarın değerlendirmesini taşıyor. Dikkatli bir okur bu cümleyi fark edip onu bir değerlendirme olarak okuyabilir; ama dikkatsiz bir okur onu maddenin tespitlerinden biri sanabilir.

Bir başka incelik: hükmü kaynağa bağlamak tek başına yeterli değil. «Bazı eleştirmenlere göre bu uygulama sapkındır» cümlesi bir betimlemedir; ama eğer metin yalnız eleştirmenleri aktarıp uygulamayı yapanların görüşünü hiç vermiyorsa, seçim yoluyla bir hüküm vermiş olur. Betimleme yalnız cümle düzeyinde değil, metnin bütünü düzeyinde de kurulmalı.

Betimleyici dil, her konuda susmak anlamına da gelmiyor. Bu akademi yine de bazı yerlerde açık bir tavır alıyor: okuru bir uygulamayı mürşitsiz yapmaya yöneltmiyor, sağlık risklerini açıkça söylüyor. Bunlar bir tarikatın öğretisi hakkında değil, okurun güvenliği hakkında verilen kararlar. Bu ayrım, sonraki derslerde halvet ve çile gibi uygulamaları ele alırken önemli olacak.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışYaygın kanı — «Birinin hükmünü aktarmak da bir hüküm vermektir.» «Bursevî'ye göre tevhid zikri daha üstündür» cümlesi Öngören ve Uygun'un maddesinde olduğu gibi bir değerlendirmeyi sahibine bağlayarak aktarır; bu bir tespittir.
Doğrusu

Hüküm, aynı cümle kimseye bağlanmadan yazarın kendi sesiyle yazıldığında ortaya çıkar.

Sınır

Bu ders rabıtayı bir yazma alıştırmasının konusu olarak ele alır; onu bir uygulama olarak önermez ya da bir yönerge vermez. Rabıta bu akademide yalnız tanıtılan uygulamalardan biridir ve bu modülün dördüncü dersinde, rehbersiz denemenin riskleriyle birlikte, yeniden anılacak.

Bu derste kurgulanan iki paragraf bu ders için yazılmış örneklerdir; bir yazara, bir tarikata ya da bir kuruma ait değildir.

Rabıta ve zikir üzerine görüşler Tosun'un ve Öngören ile Uygun'un maddelerinden alındı; maddelerde anılan eleştirmenlerin ve sûfîlerin kendi eserleri bu derste açılmadı. Bir uygulamanın meşruiyeti üzerine tartışmanın kelâm ve fıkıh boyutu bu akademinin kapsamı dışındadır.

Kendin dene

Kilit özet

Betimleyici dil bir uygulamayı ve onun hakkındaki görüşleri kime ait olduklarını belirterek aktarır; hüküm veren dil uygulamayı yazarın kendi sesiyle doğru, yanlış, üstün ya da sapkın ilan eder.

Tosun'un «Râbıta» maddesi tartışmalı bir uygulamayı iki tarafıyla, sûfîlerin ve eleştirenlerin görüşlerini kaynaklarına bağlayarak aktarır; ama bir yerde yazarın kendi değerlendirmesini de taşır.

Hüküm veren bir cümleyi betimleyici olarak yeniden yazmanın üç adımı vardır: hükmün sahibini bulmak, karşı görüşü eklemek ve yazarın kesinliğini taşıyan sözcükleri çıkarmak.

Birinin hükmünü sahibine bağlayarak aktarmak bir tespittir; aynı yargıyı kimseye bağlamadan yazmak bir hükümdür.

Betimleme yalnız cümle düzeyinde değil, metnin bütünü düzeyinde de kurulmalıdır: yalnız bir tarafı aktaran bir metin seçim yoluyla hüküm verir.

Sonraki derse köprü

Rabıta tartışmasında bir öğe hep merkezde duruyordu: mürşit. Râbıta bir mürşide gönül bağlamaktı; sûfîler onu şeyh ile mürit arasındaki bir sevgi ve feyiz ilişkisinin aracı olarak tanımlıyordu. Bu ilişki, tasavvuftaki uygulamaların neredeyse hepsinin arkasında duruyor.

MD10-M01-D03 bu ilişkinin kendisine dönüyor: sülûkün bir mürşidin terbiyesi altında yürüdüğünü geleneğin metinlerinin diliyle anlatmak ve bir tekniği bu ilişkiden koparmanın gelenek içinde nasıl değerlendirildiğini aktarmak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?