Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Sessiz filmlerin şeridinde ses yoktu, salonlarda ise çoğu zaman müzik ve anlatım vardı.
- Görsel eylem isteği, engeli ve sonucu kameranın görebileceği bir hareketle taşır.
- Pantomim duyguyu uzağa taşır, ama ad, süre ve sayı çoğu zaman bir söz ister.
- Diyalog kartı perdeyi kapatır; kısa olmalı ve görüntünün söyleyemediğini söylemeli.
- Kuleşov etkisi, bir yüzün anlamının önündeki plana göre değiştiğini gösterir.
- Bölümlü film merakı haftalar boyunca biriktirmeyi öğretti; bazı anlar ise ertelenemez.
- Canlı eşlik her gösterimde değişirdi; yazar nabzı eylem ve kurguyla korurdu.
- Fiziksel komedi ve melodram dönemin iki büyük diliydi.
- Bir karakteri bir işin ortasında göstermek, onu kartla tanıtmaktan çabuktur.
- Kurgunun temel buluşlarının çoğu sessiz dönemde yapıldı.
- Ses kapalıyken anlaşılan sahne, ses açıldığında da gücünü korur.
Açılış sahnesi
Akşam atölyesinde projeksiyon açık ama perdede film yok. Yalnız beyaz bir dikdörtgen duruyor. Nermin Hanım herkesin önüne boş bir kart bırakıyor. Kartlar kalın, kenarları siyah çerçeveli.
«Bu haftanın dönemi sesten önce,» diyor. «Projenizden en önemli sahneyi seçin. Ağızlar oynayabilir, ama hiçbir şey duyulmaz. Elinizde yalnız bu kart var.»
Emre hiç düşünmeden Nöbet'in kantinini seçiyor. Öğleden sonra, kardeşlerin karşılıklı oturduğu masa. Sonra kalemi havada kalıyor. O sahnenin bütün yükü bir sözde. Murat babalarının hastalığını aylardır bildiğini orada söylüyor. Kadir gerçeği orada öğreniyor.
«Söz yoksa itiraf da yok,» diyor Emre.
Selim kartını çevirip arkasına bakıyor. «Ama bir kartın var.»
«Bir tane,» diyor Nermin Hanım. «Nereye koyacağına da sen karar vereceksin.»
Emre sayfayı önüne çekiyor. Her repliğin üstünü kurşun kalemle ince ince çiziyor. Çizgilerin arasında geriye pek az şey kalıyor. İki çift el, iki tabak, bir kaşık ve masanın ortasında Murat'ın araba anahtarı. Kart hâlâ boş. Nermin Hanım projektörü kapatmıyor. Beyaz dikdörtgen duvarda bekliyor.
Sessiz bir sahnede seyircinin öğrendiği her şey bir hareketten, bir nesneden, bir yüz ifadesinden ya da bir karttan gelir. Hangisinin taşıyacağı daha sayfada kararlaşır.
Bu derste ne olacak
Kart boş duruyor ve kantin hâlâ sözsüz. Önce karta ne yazacağını değil, neyi yazmadan bırakabileceğini arayacağız. Bir sahneyi sözsüz taşıyan eylemi, bedenin anlattığını, kartın yerini ve iki görüntünün arasında doğan anlamı konuşacağız. Sonra dönemin salonlarına gideceğiz. Filmlerin haftadan haftaya bölünerek gösterildiği, müziğin perdenin önünde canlı çalındığı salonlara. Fiziksel komediyi ve melodramı o yılların iki büyük dili olarak okuyacağız. Kartı da en sonda, bütün bunlardan sonra yazacağız. Kantinin sözsüz hâli, sesli hâlini de yeniden düşündürecek. Filmler Güney'de bir aile evinden, Paris'in damlarından, buzu çözülen bir Rus nehrinden, Şanghay'ın gece sokaklarından ve Tokyo'nun yeni bir banliyösünden geliyor.
Sıfır noktası
Sessiz sinema adı biraz yanıltıcıdır. Filmler sessizdi, salonlar değil. Filmin şeridinde kayıtlı bir ses yoktu. Ama perdenin önünde çoğu zaman bir piyano çalardı. Büyük salonlarda orkestra olurdu. Bazı ülkelerde bir anlatıcı filmi seyirciye yüksek sesle yorumlardı.
Dönem, sinemanın doğuşundan yirmili yılların sonuna kadar sürer. Amerika'da ve Avrupa'da sesli film yayılınca birkaç yıl içinde kapandı. Her yerde aynı hızla bitmedi. Japonya'da ve Çin'de otuzlu yıllarda da önemli sessiz filmler çekildi.
Bu yıllar bir eksiklik dönemi gibi düşünülebilir. Öyle değildi. Ses yoktu, ama yazarlar ve yönetmenler onun yerine başka araçlar buldu. Bedenin hareketi, eşyanın konumu, yüzün yakın planı, iki görüntünün art arda gelişi. Sinema dilinin büyük kısmı bu yıllarda kuruldu.
Her ülke bu dili biraz başka konuştu. Almanya'da dışavurumcu yönetmenler çarpık dekorlar ve sert gölgelerle iç dünyayı dışa vurdu. Sovyet yönetmenleri kurgunun kendisini bir düşünme biçimine çevirdi. İsveç'te doğa ve vicdan üstüne ağır dramlar çekildi. Amerika'da komedyenler bedeni bir anlatım aracına dönüştürdü. Türkiye'de de tiyatrodan gelen Muhsin Ertuğrul gibi yönetmenler o yıllarda film çekti.
Bu dönemin iki büyük dili özellikle yazara konuşur. Fiziksel komedi, gülmeyi açıklamadan, bedenle ve nesneyle kurdu. Melodram, iyiyi ve kötüyü açıkça adlandırıp masumun acısını büyük jestlerle gösterdi. İkisi de seyircinin kulağına değil gözüne güvendi.
Senaryonun kendisi de bugünkünden farklıydı. Sayfa diyalog taşımıyordu. Bir senaryo çoğu zaman sahne sırası, eylem tarifi ve kartların metninden oluşurdu. Kartları yazmak bazı stüdyolarda ayrı bir meslekti. Film başka bir ülkeye giderken kartları değiştirmek çoğu zaman yeterdi.
Bu dersin bugüne bakan yüzü şu: ses kapalıyken anlaşılan bir sahne, ses açılınca da güçlü kalır. Sessiz okunurluk eski bir zorunluluktan bugünün bir ölçüsüne dönüştü. Telefonda sesi kapalı izlenen bir sahne de aynı sınavdan geçiyor. Sessiz dönemin yazarları bu sınavı her gün veriyordu.
Mekanizma
Sözün yerine geçen hareket
Nermin Hanım Emre'nin çizilmiş sayfasını alıyor. Çizgilerin arasında kalan eylemleri okuyor. Murat yemeğini yiyor. Kadir yemiyor. Anahtar masada.
«Anahtar ne istiyor?»
Emre kalemi masaya bırakıp düşünüyor. Anahtar, Murat'ın akşamüstü yola çıkacağını haber veriyor. Sahnenin başında masaya konmuş, yerinden hiç oynamıyor. Ama oynasa ne olur? Emre yeni bir satır yazıyor. Murat konuşurken eli anahtarın yanında duruyor. Kadir'in gözü önce anahtara, sonra ağabeyinin eline gidiyor.
Bu iki küçük hareketin birinde istek, ötekinde engel var. Murat gitmeye hazır. Kadir bunu biliyor ve gözünü ayıramıyor. Hiçbir söz söylenmeden seyirci masadaki gerilimi okuyabilir.
Selim bir şey hatırlatıyor. Nöbet zaten sözsüz açılıyor. Yağmur, bir vanın ön camı, işleyen silecekler. Kadir'i ilk kez bir işin içinde görüyoruz, hastaneye giderken. Kim olduğunu bir kart söylemiyor. Yolu, aracı ve havası söylüyor. Görüntüyle karakter anlatımı Emre'nin elinde zaten var. Kantinde de aynı aracı kullanabilir.
Bedenin cümlesi
Selim ayağa kalkıyor. «Ben Murat'ım,» diyor ve susuyor. Masaya oturup kaşığı tabağın kenarına bırakıyor. İşaret parmağıyla kendi göğsüne dokunuyor. Sonra başını ağır ağır sallıyor.
Burcu hemen okuyor. «Ben biliyordum.»
Ama itirafın asıl ağırlığı ne zamandan beri bildiğinde. Selim parmaklarıyla ay saymaya kalkıyor. Gökçe gülmeye başlıyor. «Muhasebe yapıyorsun.»
Selim de gülüp oturuyor. Pantomim bir duyguyu çok uzağa taşıyabiliyor. Bir süreyi, bir tarihi, bir adı taşırken ise ya gülünç oluyor ya da bulanıklaşıyor. Sessiz dönem oyuncuları bunu çok iyi bilirdi. Ellerin anlatamadığı yerde ya kart girerdi ya da hikâye o bilgiye hiç ihtiyaç duymayacak biçimde yeniden kurulurdu.
Kartın yeri
Emre kartına iki kelime yazıyor: «Biliyordum. Üç aydır.» Sonra kartın yeri üstüne düşünüyor.
Kartı sahnenin başına koyarsa seyirci itirafı Murat'ın yüzünü görmeden okur. Sona koyarsa Kadir'in tepkisi kaybolur. Emre ortayı seçiyor. Murat'ın dudakları kısaca oynuyor. Kart geliyor. Kartın ardından Kadir'in yüzü.
Nermin Hanım kartın bedelini hatırlatıyor. Kart perdeyi kapatıyor. O birkaç saniye boyunca hiçbir yüz görünmüyor. Bu bir bedel. Kart ne kadar uzunsa bedel o kadar büyük. İyi yazılmış bir kart kısadır ve görüntünün söyleyemediğini söyler. Görüntünün zaten söylediğini tekrar etmez.
Ara yazının bir de öbür türü var: anlatıcının sesi. «Ertesi sabah» ya da «Yıllar sonra» gibi. Emre bunu hiç kullanmıyor. Kantin tek bir öğleden sonra geçiyor. Zamanı bildiren bir karta ihtiyacı yok.
İki görüntünün arası
Etki adını Sovyet yönetmen Lev Kuleşov'dan alır. Yirmili yıllarda öğrencileriyle yaptığı denemelerde ifadesiz bir yüz farklı görüntülerle birleştirildi. Seyirciler her birleşimde o yüzde başka bir duygu gördü. Deneyin ayrıntıları kaynaktan kaynağa farklı anlatılır. Fikrin kendisi ise kurgunun temel taşlarından biri sayılır.
Selim bunu atölyede kendi işinden tanıyor. Emre'ye Kadir'in yüzü için tek bir plan yazmasını söylüyor. Kıpırtısız, hiçbir şey göstermeyen bir yüz. Sonra iki sıra öneriyor.
İlkinde yüz karttan hemen sonra geliyor. Seyirci orada sarsılmayı görüyor. İkincisinde araya bir plan giriyor: masadaki anahtar, Murat'ın eli üstünde. Aynı yüz şimdi bambaşka okunuyor. Ağabey yine gidecek.
Emre anlıyor. Kadir'in duygusunu sayfaya yazmak zorunda değil. Yüzden önce neyin göründüğünü yazması yetiyor. Duyguyu seyirci kendisi kuruyor.
Haftaya devam
Gökçe bu kavramı kendi işinden tanıyor. Günlük bir dizide yazdı. Seyircinin ertesi gün dönmesi için bölümün nasıl bittiğini bilir. «Demek bizim işin dedesi bu,» diyor.
Sonra Nöbet'e dönüyor. Kantin bölümlü bir filmde olsa nerede kesilirdi? Gökçe'ye göre kartın hemen ardından. Seyirci Kadir'in yüzünü görmeden salondan çıkar. Bir hafta boyunca o yüzü merak eder.
Emre buna karşı çıkıyor. Kantinin bütün işi o yüzde. Askıda son burada seyirciyi bekletmez, sahneyi böler. Nermin Hanım ikisini de haklı buluyor. Bölümlü film merakı biriktirmeyi öğretti. Bazı anlar ise ertelenemez. Ertelendiğinde soru kalır, duygu kaybolur.
Perdenin önündeki müzik
Burcu soruyor: kantinin altında ne çalardı?
Nermin Hanım salonları anlatıyor. Küçük salonlarda bir piyanist perdeye bakarak doğaçlama yapardı. Büyük salonlarda orkestra çalardı. Bazı filmlerle birlikte hangi sahnede ne tür müzik çalınacağını öneren notlar da gönderilirdi. Japonya'da ise anlatıcılar filmin yanında durup kişileri seslendirir, olayı yorumlardı.
Emre biraz huzursuz. Nöbet'te müzik çok sıkı bir kurala bağlı. Filmde yalnız Murat'ın radyosundaki şarkı var. Sessiz dönemde bu kuralı kim korurdu? Her akşam başka bir piyanist, başka bir ses.
Nermin Hanım ona yazarın elinde kalanı gösteriyor. Müziği seçemezdin. Ama sahnenin nabzını seçebilirdin. Eylemin hızı, kartın yeri, yüzün ekranda kalma süresi. İyi bir piyanist bu nabzı duyar ve ona uyar. Emre kartı masanın ortasına koyuyor. Kantin artık bir kartla ve bir yüzle kuruluyor.
Filmlerden okuma
Usta katmanı
Önce sözsüz yaz. Bir sahneyi ilk kez hiç replik kullanmadan kur. Sonra hangi sözün gerçekten gerektiğini sor.
Her repliğin bir eylem karşılığını ara. Bir sözün yerine el hareketi, göz ya da eşya geçebiliyorsa repliği sonra tartış.
Kartı bedeliyle say. Ara yazı perdeyi kapatır. Seyirci o sırada hiçbir yüz görmez. Kartın taşıdığı bilgi bu bedele değmeli.
Kartı kısa tut. Görüntünün söyleyemediği şeyi söyle, gerisini görüntüye bırak. Kartta açıklama değil, kıvılcım dursun.
Bilgi ile duyguyu ayır. Pantomim duyguyu kolayca taşır. Ad, süre, tarih ve sayı ise çoğu zaman bir söz ister. Hangisinin söze ihtiyaç duyduğunu ayrıca işaretle.
Yüzden önceki planı yaz. Bir tepkinin anlamını yalnız yüz belirlemez. Ondan hemen önce görünen görüntü de belirler. Duyguyu yazmak yerine sırayı yaz.
Eşyaya yük ver. Sessiz dönemin akılda kalan sahneleri sıklıkla bir nesnenin yerinden oynamasıyla döner. Bir anahtar, bir oyuk, bir kapı eşiği.
Kuralı görünür kıl. Hikâyenin bir kuralı varsa onu bir mekâna, bir çizgiye, bir eşiğe bağla. Seyirci kuralı okumadan izler.
Bölümün sonunu merakla, sahnenin özünü bütünlükle kur. Askıda son soruyu ertelemeye yarar. Bir yüzün tepkisini ertelemek ise çoğu zaman sahneyi yarım bırakır.
Abartıyla inceliği ayır. Sessiz dönem oyunculuğu yalnız büyük jestlerden oluşmaz. En kalıcı performanslar çoğu zaman ölçülüdür. Yazarken oyuncuya yer bırak.
Müziği değil nabzı yaz. Eşliği seçemediğin bir ortamda eylemin hızını, planların süresini ve kartın yerini yazarak ritmi koru.
Kartı en son yaz. Sahneyi önce eylemle ve kurguyla kur. Kart, bütün bu araçlar tükendiğinde açılan son kapıdır. Erken yazılan kart sahnenin geri kalanını tembelleştirir.
Kesmeyi anlamla yükle. İki planın birleştiği yer bir köprüdür. Seyirci oradan geçerken bir şey düşünmeli. Boş bir geçiş fırsatı harcar.
Dönemi bir okul gibi oku. Sessiz filmleri bir eksiklik müzesi gibi değil, bir dilin ilk dersleri gibi izle. Her kurgu kararı bugün de geçerli bir seçenek.
Farklı gelenekleri ayrı ayrı izle. Amerikan komedisi, Sovyet kurgusu, Alman ışığı, Japon aile filmi aynı sessizliği başka başka konuştu. Tek bir modelle yetinme.
Kartın sesini dinle. Diyalog kartı bir karakterin sözüdür, ama okunur. Okunan söz duyulan sözden daha kısa sürer. Kartı yüksek sesle okuma, gözle oku.
Tanıtımı bir işle yap. Bir karakteri ilk görüntüsünde bir işin ortasında yakala. Ne yaptığı, kim olduğunu bir karttan daha çabuk söyler.
Komediyi mekâna kur. Fiziksel komedinin gülmesi çoğu zaman bir kapıdan, bir merdivenden, bir araçtan doğar. Mekânı önce kur, gülmeyi oraya yerleştir.
Melodramı eşyaya yasla. Büyük duygu bir nesnenin üstüne konduğunda abartıdan kurtulur. Seyirci eşyaya bakarken duyguyu kendisi büyütür.
Ses kapalı testini kendi taslağına uygula. Bitmiş bir sahneyi sesi kısarak hayal et. Anlaşılmayan yerde görüntüyü güçlendir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"O filmler sessiz izlenirdi."
Filmin şeridinde ses yoktu, ama salonlarda çoğu zaman piyano, org ya da orkestra çalardı. Bazı ülkelerde anlatıcılar filmi canlı yorumlardı.
Yaygın yanlış"Sessiz sinema yalnız komediydi."
Fiziksel komedi dönemin en tanınan yüzlerinden biri. Ama melodram, tarihî film, polisiye, savaş ve siyasi drama da aynı yıllarda çekildi.
Yaygın yanlış"Sessiz filmde her şey kartlarla anlatılırdı."
İyi filmler kartı az kullandı. Bazı yönetmenler kartı neredeyse tümüyle kaldırmayı denedi. Ağırlık hareketin ve görüntünün üstündeydi.
Yaygın yanlış"Oyuncular hep abartılı oynardı."
Büyük jestler vardı, ama dönemin en etkileyici yüzleri çoğu zaman çok ölçülüydü. Abartı bir üslup seçimiydi, zorunluluk değil.
Yaygın yanlış"Uzun kart seyirciyi rahatlatır."
Uzun kart perdeyi uzun süre kapatır ve görüntünün işini elinden alır. Seyirci okurken sahneden kopar.
Yaygın yanlış"Melodram duyguyu her zaman bağırarak anlatır."
Dönemin en güçlü melodramları büyük duyguyu çoğu zaman küçük bir eşyaya ya da kısa bir bakışa yükledi.
Yaygın yanlış"Kurgu, sesli dönemde gelişti."
Kurgunun temel buluşlarının çoğu sessiz dönemde yapıldı. Kuleşov etkisi ve Sovyet kurgu denemeleri bu yıllardan geliyor.
Yaygın yanlış"Bölümlü film bugünün dizisiyle hiç ilgili değil."
Haftalar boyunca aynı kişilere geri dönen seyirci, bugün bölüm bekleyen izleyicinin bir atası. Merak biriktirme tekniği o salonlarda sınandı.
Yaygın yanlış"Sessiz dönemin senaryosu yoktu, filmler doğaçlamaydı."
Pek çok yapımda sahne sırasını, eylemi ve kartların metnini içeren yazılı metinler vardı. Bazı stüdyolarda kart yazımı ayrı bir işti.
Yaygın yanlış"Sessiz filmler bugünün yazarına bir şey öğretmez."
Görsel eylem, kartın ekonomisi ve kurgunun anlam kurması bugünün sahnesinde de işler. Ses kapalı izlenen pek çok içerik bu dersleri yeniden önemli kıldı.
Yaygın yanlış"Kuleşov etkisi kesin bir deney sonucudur."
Deneyin nasıl yapıldığı farklı kaynaklarda farklı anlatılır. Kurgu dilindeki yeri ise bu belirsizlikten bağımsız olarak kabul görür.
Yaygın yanlış"Sessiz dönem her yerde aynı anda bitti."
Amerika ve Avrupa'da sesli film hızla yayıldı. Japonya ve Çin gibi ülkelerde ise sessiz filmler otuzlu yıllarda da çekilmeyi sürdürdü.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
- Sessiz filmlerin şeridinde ses yoktu, salonlarda ise çoğu zaman müzik ve anlatım vardı.
- Görsel eylem isteği, engeli ve sonucu kameranın görebileceği bir hareketle taşır.
- Pantomim duyguyu uzağa taşır, ama ad, süre ve sayı çoğu zaman bir söz ister.
- Diyalog kartı perdeyi kapatır; kısa olmalı ve görüntünün söyleyemediğini söylemeli.
- Kuleşov etkisi, bir yüzün anlamının önündeki plana göre değiştiğini gösterir.
- Bölümlü film merakı haftalar boyunca biriktirmeyi öğretti; bazı anlar ise ertelenemez.
- Canlı eşlik her gösterimde değişirdi; yazar nabzı eylem ve kurguyla korurdu.
- Fiziksel komedi ve melodram dönemin iki büyük diliydi.
- Bir karakteri bir işin ortasında göstermek, onu kartla tanıtmaktan çabuktur.
- Kurgunun temel buluşlarının çoğu sessiz dönemde yapıldı.
- Ses kapalıyken anlaşılan sahne, ses açıldığında da gücünü korur.
Sonraki derse köprü
Kartta iki kelime var ve kart Kadir'in yüzünden önce geliyor. Şimdi o kartın yerine Murat'ın kendi sesi geldiğini düşün. Söz artık okunmuyor, duyuluyor. Kantin kazanıyor mu, kaybediyor mu? Masanın üstünde mikrofon gizlenmek zorunda, kamera yerinden kımıldayamıyor. Anahtar ve el yine aynı işi görür mü, yoksa söz bütün ağırlığı kendi üstüne mi çeker? Tiyatrodan gelen yazarlar bu soruya çoğu zaman sözle cevap verdi. Sesli sinemaya geçiş tam bu soruyla başladı: diyalog geldiğinde görüntü ne kadar geri çekilecekti?