İçeriğe geç

P15-D01-M01-02·Metafizik nedir?

Gerçekliğin genel yapısı

temel3.580 kelime≈ 24 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Gerçekliğin genel yapısını betimlemek, yalnızca var olan şeyleri saymakla yetinemez; öğeleri, onların birleşimlerini ve birleşimlerin birbirine dayanma sırasını birlikte görmeyi gerektirir.

Wittgenstein, Tractatus'un 1.1 önermesinde dünyanın şeylerin değil olguların toplamı olduğunu söyledi; Armstrong, Durumlar Dünyası'nda bir şeyin ve bir özelliğin var olmasının o şeyin o özelliğe sahip olması için yetmediğini gösterdi; Schaffer ise Neyin Neyi Temellendirdiği Üzerine'de düz bir liste ile temel olandan ona dayanana uzanan yapılı bir düzeni karşılaştırdı.

Bir alanın genel yapısı dört adımla çıkarılır: alanın öğelerini listelemek, öğelerin hangi birleşimlerde bulunduğunu sormak, birleşimin öğelerinden fazlası olup olmadığını sınamak ve neyin neye dayandığının sırasını kurmak.

Şeyler, indirgeme ve açıklama itirazları, Armstrong'un argümanının dilden değil bir olanaktan yola çıktığını, bir dizilimi indirgemenin onu şeylere değil daha küçük durumlara indirgediğini ve bir açıklamanın doğru olması için dünyada ona karşılık gelen bir dayanma bulunması gerektiğini gördüğümüzde kısmen cevaplanabilir.

Bu yüzden gerçeklik bir envanter değil, bir yapıdır; ama bu yapıyı betimlerken, onu olduğu gibi mi betimlediğimiz yoksa daha iyi bir yapı mı önerdiğimiz sorusu, metafiziğin kendi işini nasıl anladığına bağlıdır.

Açılış sahnesi

Okuma toplantısının ikinci haftasında Tolga, masaya bir satranç tahtası koyuyor. Tahtanın üstünde, bir oyunun ortasından kalmış bir dizilim var. Tolga, gruba bir soru soruyor: bu tahtada ne var? Selin taşları sayıyor: on dört beyaz, on bir siyah taş. Barış, sayımın bir şeyi atladığını söylüyor: aynı taşlar başka karelere dizilseydi, bu bambaşka bir oyun olurdu. Tahtada yalnızca taşlar değil, taşların bir dizilimi var. Lina ise bir adım daha ileri gidiyor. Şah tehdit altındaysa, bu tehdit bir taş değildir, ama taşların dizilimine dayanarak vardır. Kerem, toplantı defterine bir soru yazıyor: dünya taşlardan mı, dizilimlerden mi, yoksa birbirine dayanan katmanlardan mı oluşur?

Barış, bir davada bir sözleşmenin maddelerinin değil, maddelerin birbiriyle ilişkisinin tartışıldığını anlatıyor. Tolga, şirketinin örgüt şemasını çiziyor ve aynı kişilerin başka bir şemada başka bir şirket kurabileceğini fark ediyor. Selin, bir takımın oyuncularının listesi ile takımın sahadaki dizilişi arasındaki farkı düşünüyor. Kerem, müzede aynı eserlerle iki ayrı sergi kurulabileceğini görüyor. Lina, apartmandaki bir komşuluk kavgasının hangi olaylara dayandığını sıralamaya çalışıyor. Defne ise bir hastalığın, tek tek belirtilerin bir listesi mi yoksa belirtilerin bir düzeni mi olduğunu soruyor. Bu ders, Metafizik ve Ontoloji programının Varlık, Varoluş ve Ontolojik Kategoriler kursunda, gerçekliğin hangi temel türlerden oluştuğunu, nesnelerin, özelliklerin ve ilişkilerin bu yapıda nasıl bir yer tuttuğunu ve bazı şeylerin başka şeylere dayanarak var olmasının gerçekliğe bir katmanlı düzen verip vermediğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce bu dersin yerini belirleyelim. İlk felsefe dersi, var olan her şeyi var olduğu ölçüde inceleyen bir bilimin mümkün olup olmadığını sordu. Bu ders, böyle bir bilimin bulacağı şeyin biçimine bakıyor: gerçekliğin genel yapısına. Bu programın sonraki dersleri, tözü, özelliği, ilişkiyi, olguyu ve durumu tek tek inceleyecek. Temellendirme ve bağımlılık ilişkileri de bu programın ayrı bir kursunda ele alınıyor. Bu ders, bu parçaların bir bütün içinde nasıl bir araya geldiği sorusunu, bir genel harita olarak soruyor.

Sonra üç kaynağa bakacağız. Wittgenstein'ın Tractatus'unun ilk önermeleri, dünyanın şeylerden değil olgulardan oluştuğunu savunur. D. M. Armstrong'un Durumlar Dünyası adlı kitabı, bir şeyin ve bir özelliğin, o şeyin o özelliğe sahip olmasından neden farklı olduğunu gösterir. Jonathan Schaffer'in Neyin Neyi Temellendirdiği Üzerine adlı makalesi ise, bir ontolojinin bir liste değil bir düzen olması gerektiğini savunur.

Ardından üç itirazı tartacağız: dünyanın yalnızca şeylerden oluştuğu, bir dizilimin taşlarına bir şey eklemediği ve bir katmanlar düzeninin yalnızca bir açıklama düzeni olduğu itirazları.

Sonda, bir alanın genel yapısını çıkarmanın dört adımını göstereceğiz: alanın öğelerini listelemek, öğelerin hangi birleşimlerde bulunduğunu sormak, birleşimin öğelerinden fazlası olup olmadığını sınamak ve neyin neye dayandığının sırasını kurmak.

Merkez soru

Sorumuz şu: Gerçeklik bir şeyler listesi midir, bir olgular toplamı mıdır, yoksa birbirine dayanan katmanlardan oluşan bir yapı mıdır?

Ölçülü iddiam şu: Gerçekliğin genel yapısını betimlemek, yalnızca var olan şeyleri saymakla yetinemez. Wittgenstein, dünyanın şeylerin değil olguların toplamı olduğunu söyler. Çünkü aynı şeyler, farklı biçimlerde bir araya gelerek farklı dünyalar kurabilir. Armstrong, bir şeyin ve bir özelliğin var olmasının, o şeyin o özelliğe sahip olması için yetmediğini gösterir. Şey ve özellik, birbirinden ayrı da var olabilir; dünyada ayrıca onların birleşimi bulunmalıdır. Schaffer ise bir ontolojinin, var olanların bir listesi değil, neyin neye dayandığını gösteren bir düzen olduğunu savunur. Bu üç düşünce, gerçekliğin genel yapısının üç katmanını gösterir: öğeler, öğelerin birleşimleri ve birleşimlerin birbirine dayanma sırası. Ama bu katmanlardan hangisinin en temel olduğu sorusu açık kalır.

Sıfır noktası

Bir öğrenci gerçekliğin yapısını duyduğunda, onu çoğu zaman bir envanter olarak tanır. Bu okumaya göre, gerçekliğin yapısını betimlemek, var olan bütün şeylerin bir listesini çıkarmaktır: masalar, insanlar, atomlar, belki sayılar ve belki ruhlar. Ontolojinin işi, bu listeye neyin girip neyin girmeyeceğine karar vermektir. Bu okumada soru, listenin ne kadar uzun olduğudur.

Bu okuma iki yerden sarsılır. Birincisi, bir liste bir dizilimi göstermez. Tolga'nın satranç tahtasında, aynı taşlar farklı karelere dizildiğinde bambaşka bir oyun ortaya çıkar. Taşların listesi aynı kalır, ama tahtadaki durum değişir. Gerçekliğin bir betimlemesi, yalnızca neyin var olduğunu değil, var olanların nasıl bir araya geldiğini de söylemelidir. İkincisi, bir liste bir sırayı göstermez. Şahın tehdit altında olması, taşlarla aynı biçimde var olmaz; taşların dizilimine dayanarak vardır. Gerçekliğin bir betimlemesi, neyin neye dayandığını da söylemelidir.

Bu yüzden gerçekliğin genel yapısını anlamak, bir envanter çıkarmakla değil, öğeleri, onların birleşimlerini ve birleşimlerin birbirine dayanma sırasını birlikte görmekle başlar.

Görüşler ve pozisyonlar

Gerçekliğin genel yapısı konusunda üç görüş var.

Birinci görüş, şeyler görüşüdür. Buna göre gerçeklik, temelde tek tek şeylerden oluşur: masalar, insanlar, atomlar. Özellikler ve ilişkiler, bu şeylerin bir yönüdür ve onlardan ayrı bir varlıkları yoktur. Bir olgu ise, bir şeyin bir özelliğe sahip olduğunu söyleyen bir cümlenin dünyadaki karşılığıdır; kendi başına bir şey değildir. Bu görüş, gündelik düşüncenin dünya resmine en yakın olanıdır.

İkinci görüş, olgular görüşüdür. Buna göre gerçekliğin temel öğeleri, tek tek şeyler değil, şeylerin özelliklere sahip olması ya da birbirleriyle ilişki içinde bulunmasıdır. Wittgenstein'ın Tractatus'u ve Armstrong'un Durumlar Dünyası, bu görüşün iki ayrı biçimidir. Şeyler, özellikler ve ilişkiler, bu temel öğelerin bileşenleridir; ama kendi başlarına bir dünya kurmazlar.

Üçüncü görüş, yapılı ontoloji görüşüdür. Buna göre gerçekliğin genel yapısını betimlemek, yalnızca neyin var olduğunu söylemek değil, neyin neye dayanarak var olduğunu söylemektir. Schaffer'in savunduğu bu görüşe göre, bir ontoloji bir liste değil bir düzendir. Bu düzenin en altında temel olan şeyler, onların üstünde bu temel şeylere dayanan şeyler bulunur.

Bu ders üçüncü görüşü temel alır ve birinci görüşün, gündelik düşüncenin şeyleri temel aldığı gözlemini ve ikinci görüşün, bir dünyanın yalnızca şeyleriyle betimlenemeyeceği uyarısını kabul eder. Birinci görüş, gündelik dünya resmini doğru yansıtır; ama aynı şeylerin farklı dizilimlerinin farklı dünyalar kurduğunu açıklamakta zorlanır.

Argümanın yapısı

Bir alanın genel yapısını çıkarmak için dört adım izlenebilir.

Birinci adım, alanın öğelerini listelemektir. Sınayan, bir alanda var olan tek tek şeyleri, onların özelliklerini ve aralarındaki ilişkileri sayar.

İkinci adım, öğelerin hangi birleşimlerde bulunduğunu sormaktır. Sınayan, aynı öğelerin farklı birleşimlerde bulunup bulunamayacağını ve alanı belirleyen şeyin hangi birleşim olduğunu araştırır.

Üçüncü adım, birleşimin öğelerinden fazlası olup olmadığını sınamaktır. Sınayan, öğelerin her biri var olduğu hâlde birleşimin var olmayabileceği bir durumun mümkün olup olmadığını sorar.

Dördüncü adım, neyin neye dayandığının sırasını kurmaktır. Sınayan, alandaki şeylerden hangilerinin başka şeylere dayanarak var olduğunu ve hangilerinin en temelde durduğunu belirler.

En güçlü itiraz

Bu yaklaşıma üç yönden ciddi itiraz yapılabilir.

Gerçekliği bir yapılı düzen olarak ciddiye alan düşünce şu cevabı verebilir. Gerçekliğin genel yapısını betimlemek, yalnızca var olan şeyleri saymakla yetinemez. Wittgenstein, dünyanın şeylerin değil olguların toplamı olduğunu söyler, çünkü aynı nesneler farklı birleşimlerle farklı dünyalar kurabilir. Armstrong, bir şeyin ve bir özelliğin var olmasının o şeyin o özelliğe sahip olması için yetmediğini ve dünyada bileşenlerin yanında onların birliğinin de bulunması gerektiğini gösterir. Schaffer ise bir ontolojinin bir liste değil, temel olandan ona dayanana uzanan bir düzen olduğunu savunur. Selin, Barış ve Tolga, aynı öğelerin farklı birleşimlerde farklı bütünler kurduğunu gösterdi. Kerem, Lina ve Defne ise birleşimlerin birbirine dayandığını ve bu dayanma sırasının bir bütünün ne olduğunu belirlediğini gösterdi. Ama öğelerin mi, birleşimlerin mi, yoksa dayanma düzeninin mi en temel olduğu sorusu açık kalır.

Açık kalan sorular

Wittgenstein, nesnelerin kalıcı, birleşimlerinin ise değişken olduğunu söyledi. Gündelik dünyada kalıcı gibi görünen bir masa da zamanla değişir. Bir dünyada gerçekten değişmeyen nesneler var mıdır, yoksa her şey bir birleşim midir?

Armstrong, a'nın b'yi sevmesi ile b'nin a'yı sevmesinin aynı bileşenlerden oluşan iki ayrı durum olduğunu söyledi. Bir durumu bileşenlerinden ayıran şey, onların sırası mıdır, yoksa bileşenlerin dışında bir başka şey mi?

Schaffer, birçok tartışmalı varlığın var olduğunu kabul edip asıl sorunun hangisinin temel olduğu olduğunu söyledi. Bir şeyin var olduğunu bu kadar kolay kabul etmek, ontolojinin ilk sorusunu, neyin var olduğu sorusunu, önemsiz mi kılar?

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışOntolojiyi bir envanter saymak.
Doğrusu

Gerçekliğin yapısını betimlemeyi, var olan bütün şeylerin bir listesini çıkarmak olarak okumak, aynı şeylerin farklı birleşimlerle farklı dünyalar kurabildiğini ve bazı şeylerin başka şeylere dayanarak var olduğunu gözden kaçırır. Doğrusu, öğeleri, birleşimleri ve dayanma sırasını birlikte görmektir.

Yaygın yanlışOlguyu doğru bir cümle saymak.
Doğrusu

Wittgenstein'ın ve Armstrong'un olgusunu ya da durumunu, doğru bir cümlenin kendisi olarak okumak, onların bir olguyu dünyada bulunan bir şey, nesnelerin bir birleşimi olarak gördüğünü gözden kaçırır. Doğrusu, bir cümle ile onun dünyadaki karşılığını ayırmaktır.

Yaygın yanlışBir durumu bileşenlerinin toplamı saymak.
Doğrusu

Armstrong'un durumunu, bir şeyin ve bir özelliğin yan yana konması olarak okumak, aynı bileşenlerin farklı durumlar kurabildiğini ve bileşenlerin var olmasının durumun var olması için yetmediğini gözden kaçırır. Doğrusu, durumu bileşenlerini bir arada tutan bir birlik olarak görmektir.

Yaygın yanlışYapılı ontolojiyi bir değer sıralaması saymak.
Doğrusu

Schaffer'in temel olan ile ona dayanan arasındaki ayrımını, temel olanın daha değerli ya da daha gerçek olduğu biçiminde okumak, onun dayanan şeylerin de var olduğunu kabul ettiğini gözden kaçırır. Doğrusu, bu ayrımı bir öncelik ilişkisi olarak, bir değer ya da bir gerçeklik derecesi olarak değil, görmektir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Gerçekliğin genel yapısını betimlemek, yalnızca var olan şeyleri saymakla yetinemez; öğeleri, onların birleşimlerini ve birleşimlerin birbirine dayanma sırasını birlikte görmeyi gerektirir.

Wittgenstein, Tractatus'un 1.1 önermesinde dünyanın şeylerin değil olguların toplamı olduğunu söyledi; Armstrong, Durumlar Dünyası'nda bir şeyin ve bir özelliğin var olmasının o şeyin o özelliğe sahip olması için yetmediğini gösterdi; Schaffer ise Neyin Neyi Temellendirdiği Üzerine'de düz bir liste ile temel olandan ona dayanana uzanan yapılı bir düzeni karşılaştırdı.

Bir alanın genel yapısı dört adımla çıkarılır: alanın öğelerini listelemek, öğelerin hangi birleşimlerde bulunduğunu sormak, birleşimin öğelerinden fazlası olup olmadığını sınamak ve neyin neye dayandığının sırasını kurmak.

Şeyler, indirgeme ve açıklama itirazları, Armstrong'un argümanının dilden değil bir olanaktan yola çıktığını, bir dizilimi indirgemenin onu şeylere değil daha küçük durumlara indirgediğini ve bir açıklamanın doğru olması için dünyada ona karşılık gelen bir dayanma bulunması gerektiğini gördüğümüzde kısmen cevaplanabilir.

Bu yüzden gerçeklik bir envanter değil, bir yapıdır; ama bu yapıyı betimlerken, onu olduğu gibi mi betimlediğimiz yoksa daha iyi bir yapı mı önerdiğimiz sorusu, metafiziğin kendi işini nasıl anladığına bağlıdır.

Sonraki derse köprü

Gerçekliğin genel yapısı dersi, gerçekliğin öğelerden, birleşimlerden ve dayanma sırasından oluşan bir yapı olup olmadığını sordu. Ama bu yapıyı betimleyen bir metafizikçinin neyi betimlediği de bir soru olarak kalıyor.

Kerem, gündelik düşüncemizde dünyanın masalardan, insanlardan ve olaylardan oluştuğunu, ama bazı filozofların bu resmin yanlış olduğunu söylediğini fark etmiş ve metafiziğin gündelik düşünceyi betimlemesi mi yoksa düzeltmesi mi gerektiğini soruyor. Barış, bir yasanın hem var olan bir uygulamayı kayda geçirebileceğini hem de onu değiştirebileceğini hatırlıyor ve metafiziğin de bu iki işten hangisini yaptığını merak ediyor. Defne ise, hekimliğin bazen hastanın kendi bedenini anlatış biçimini izlediğini, bazen de onu düzelttiğini düşünüyor ve hangisinin daha doğru olduğunu soruyor.

Bir sonraki ders bu soruya dönüyor. Revizyoncu ve betimleyici metafizik dersi, Peter Strawson'ın 1959'da Bireyler adlı kitabında yaptığı ayrımla, metafiziğin düşüncemizin gerçek yapısını betimlemekle mi yetinmesi gerektiğini, yoksa daha iyi bir yapı mı önermesi gerektiğini ve bu iki tutumun gerçekliğin genel yapısı sorusuna nasıl farklı cevaplar verdiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?