İçeriğe geç

HM01-M01-D01

Kan alma ve kahramanca tedavi (heroic medicine)

Geç 18. yüzyılda kan alma, kusturma ve müshilin hangi hastalık anlayışına dayandığını iki dönem kaynağından açıklar ve Hahnemann’ın itirazını bu zemine yerleştirir.

Homeopati Bölümü — Hahnemann ve Homeopatinin Doğuşu Akademisi — HM01-M01, Hahnemann’ın dünyası: geç 18. yüzyıl tıbbı · 2.707 kelime · ≈ 12 dk okuma · 18 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Geç 18. yüzyıl tıbbında kan alma, kusturma, müshil ve terletme, bedenin sıvılarının hastalığın yeri olduğunu söyleyen hümoral patolojiye ve bedende biriken bir hastalık maddesi, materia peccans, fikrine dayanıyordu.

Hekimler doğayı taklit ettiklerine inanıyordu: doğa kanama, kusma, ishal, terleme ve döküntülerle hastalık maddesini atıyor gibi görünüyordu; otopsilerde bulunan bol kan da aşırı kan fikrini destekliyordu. Kan alma takvimleri ve ilkbahar–sonbahar kan aldırma alışkanlığı bu mantığın ürünüydü.

Stoll'un safra öğretisi ve Kämpf'in tıkanıklık kuramı, hastalığı karın organlarındaki birikimlere bağlıyordu; «gizli safra» kavramı kuramı her gözlemle doğrulanan, çürütülemez bir hâle getiriyordu.

Hahnemann Organon'da pletoranın hiçbir zaman bulunmadığını ve sakin bir nabzın iki saat içinde kilolarca fazla kanla dolamayacağını savundu; bu, dönemin kuramına karşı güçlü bir gözlem argümanıdır.

Hahnemann'ın eleştirisi ile alternatifi iki ayrı iddiadır: kan almanın yanlışlığına dair gözlem, hastalığın dinamik bir yaşam gücü bozukluğu olduğu iddiasını kanıtlamaz.

Açılış sahnesi

Kayseri'de bir üniversitenin tıp tarihi sergisi, cuma sabahı. Bir lise grubu cam vitrinlerin önünde dolaşıyor. Rehber Selma Hanım bir vitrinin başında duruyor: içinde küçük, kanatlı bir pirinç alet, yanında oyuklu bir bakır kâse ve bir insan figürünün üzerine noktalar işlenmiş eski bir takvim yaprağının kopyası.

«Bu bir neşter,» diyor Selma Hanım. «Bu da kan kâsesi. Takvimdeki noktalar, yılın hangi zamanında bedenin hangi yerinden kan alınacağını gösteriyor.»

Öğrencilerden Kerem gülüyor. «İnsanlara bilerek kan kaybettiriyorlarmış. Ne kadar cahilmişler.»

Selma Hanım gülümsemiyor. «Cahil değillerdi. Kendi hastalık kuramlarına göre son derece mantıklı davranıyorlardı. Asıl ilginç olan bu. O kuramı anlamadan, ona karşı çıkan bir adamı da anlayamazsınız.»

Kerem'in yanındaki Nehir vitrine eğiliyor. «Kim karşı çıkmış?»

«Bu akademinin konusu olan adam,» diyor Selma Hanım. «Ama önce onun neye karşı çıktığını görelim.»

Bu derste ne olacak

Bu ders, Hahnemann'ın hayatını ve homeopatinin doğuşunu izleyecek akademinin ilk dersi. Homeopati boş bir alanda doğmadı; bir tıbbın içinde ve ona itiraz olarak doğdu. O tıbbı tanımadan itirazı da tartamayız.

Önce geç 18. yüzyıl hekimlerinin kan alma, kusturma ve müshili hangi hastalık anlayışına dayandırdığını, iki dönem tarihçisinin aktarımıyla kuracağız: bedenin sıvılarında biriken bir hastalık maddesi fikri ve karın organlarındaki «tıkanıklıklar» kuramı. Sonra bu tedavilerin kendi çağında neden mantıklı göründüğünü, hekimlerin doğayı taklit ettiğine nasıl inandığını göreceğiz. Ardından Hahnemann'ın bu zemine yönelttiği itirazı Organon'un kendi metninden okuyacağız ve onun itirazının hangi kısmının bir gözleme, hangi kısmının kendi öğretisine dayandığını ayıracağız.

Sıfır noktası

«Kahramanca tedavi» (heroic medicine), 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başı tıbbını anlatmak için sonradan kullanılan bir adlandırmadır: hastalığa karşı güçlü, gözle görülür etkiler yaratan müdahaleler. Kan alma, kusturma, ishal ettirme, terletme, deride yara açıp akıtma. Bu ders bu terimi bir dönem etiketi olarak kullanıyor, bir hüküm olarak değil.

Bu akademinin bir ilkesi var ve modül tanıtımında açıkça yazıyor: geçmiş, bugünün ölçüsüyle alaya alınmaz. Kerem'in «cahilmişler» tepkisi anlaşılır, ama yanlış bir soruya cevap veriyor. Doğru soru şu: bu hekimler neye inanıyordu ki kan almak onlara akılcı göründü?

Giriş akademisinde Hahnemann'ın kendisinin de 1800'e kadar kan almayı bazı durumlarda caiz gördüğünü, görüşünün ancak sonra keskinleştiğini okumuştuk. Bu ders o değişimi değil, değişimin karşısında durduğu tıbbı anlatıyor.

Mekanizma

Maddeyi dışarı atmak

Hahnemann'ın en ayrıntılı biyografisini yazan Richard Haehl, Hahnemann'ın kan almaya karşı mücadelesini anlattığı bölümde önce o uygulamanın dayandığı mantığı kurar.

Bir homeopat biyografi yazarının, Hahnemann'ın mücadelesini anlatırken kurduğu dönem tablosu; [C].

Haehl'in bu paragrafı, Kerem'in sorusuna cevap veriyor. Kan alma, çağının mantığında bir saçmalık değildi; gözlenen bir şeye dayanıyordu. Burun kanaması bir baş ağrısını hafifletebilir, kusma bir mide bulantısını geçirebilir, terleme bir ateşi düşürebilir. Bunları gören bir hekim, doğanın bedenden bir şeyi atarak iyileştirdiği sonucuna varabilir. Hekimin yaptığı, doğanın bu hareketini taklit etmek ve hızlandırmaktı.

Otopsi bulgusu da bu mantığı destekliyordu. İltihaplı bir hastalıktan ölen birinin akciğerlerinde bol kan ve kalbinde kara kan bulunuyorsa, ölümün nedeni bu fazla kan olabilirdi. Bugün bu bulgunun ölüm sürecinin bir sonucu olduğunu biliyoruz; o gün ise bir neden gibi görünüyordu.

Tıkanıklıkları açmak

Kan almanın yanında, dönemin bir başka büyük kuramı hastalığı karın organlarındaki tıkanıklıklara bağlıyordu. Homeopati tarihini 1885'te yazan Wilhelm Ameke bu kuramları kendi çağının kaynaklarından aktarır.

Homeopatiyi savunan bir tarihçinin, dönemin kaynaklarına dayanan aktarımı; [C].

Ameke'nin aktardığı Stoll öğretisinde ince bir mantık hatası saklı: «gizli safra». Safra görünüyorsa hastalık safradandır; safra görünmüyorsa, safra gizlidir. Böyle bir kuram hiçbir gözlemle çürütülemez, çünkü her sonuç onu doğrular. Ameke'nin aynı sayfada yazdığı cümle de bunu gösteriyor: müshiller ve kusturucular bu kuramların doğruluğunu «kanıtlıyordu». Bir müshil her zaman bir şey çıkarır; o şeyin hastalığın nedeni olduğu ise ayrıca gösterilmesi gereken bir iddiaydı.

Ameke'nin kendisinin «belki biraz abartarak» notunu düşmesi de not edilmeli. Hem Haehl hem Ameke homeopatiyi savunan yazarlardır; dönemin tıbbını karanlık göstermekte bir çıkarları vardı. Ama Ameke'nin abartıyı kendisinin işaretlemesi, tarihçinin dikkatini gösteriyor.

Hahnemann'ın itirazı

Hahnemann bu tıbba, Organon'un altıncı baskısının önsözünde, tek bir paragrafta bir tanım verdi.

Bir birincil metin; [T].

Homeopatik iddia — hastalıklar maddi değildir; ruh benzeri yaşam ilkesinin duyumlarında ve işlevlerinde dinamik bozukluklardır; bu yüzden bedenden bir madde atmaya yönelen tedaviler nedeni ortadan kaldıramaz, yalnızca hastayı zayıflatır.

Bu metnin iki katmanı var ve ayrı okunmaları gerekiyor.

Birinci katman bir gözlem argümanı ve güçlü bir argüman. Pletoranın, yani kanın aşırı fazlalığının, iki saat içinde ortaya çıkamayacağını söylüyor. Bir insanın kan miktarı iki saatte belirgin biçimde artmaz; ateşle birlikte değişen şey nabzın hızı ve gücüdür, kanın miktarı değil. Hahnemann burada, kendi döneminin kuramını, o kuramın kendi ölçüsüyle, sınıyor: eğer kan alma fazla kanı gidermek içinse, o fazla kan nereden geldi? Bu soru, bir homeopat olmayan biri tarafından da sorulabilirdi ve bugün de geçerli.

İkinci katman ise Hahnemann'ın kendi öğretisi: hastalık maddi değil «dinamik»tir. Bu katman bir gözlem değil, bir kuram. Kan almanın yanlış olduğunu göstermek, hastalığın ruh benzeri bir yaşam gücünün bozukluğu olduğunu göstermez. Hahnemann'ın eleştirisi ile Hahnemann'ın alternatifi iki ayrı iddia; birincisinin güçlü olması, ikincisini doğru yapmaz. Bu ayrım, bu akademinin geri kalanında sık sık işe yarayacak.

Haehl, bu mücadelenin sonuçları hakkında daha büyük bir iddiada bulunur: Hahnemann'ın mücadelesinin «hiç şüphesiz» kan almaya ve öteki kötüye kullanımlara son verdiğini, ama bunun ancak Hahnemann'ın ölümünden on yıllar sonra gerçekleştiğini yazar. Bu, bir biyografi yazarının nedensellik iddiasıdır ve kaynağında bir kanıtla desteklenmez. Kan almanın 19. yüzyılda neden terk edildiği, bu bölümün ileri derslerinde ayrıca ele alınabilecek, tek bir kişiye indirgenemeyecek bir sorudur.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Haehl'in kurduğu tablonun en ilginç yanı, «doğayı taklit» gerekçesi. Bu gerekçe Hahnemann'ın kendi öğretisinde de, ters yönde, iş görür. Hahnemann da doğadan, hastalığın kendisinden yola çıkar; ama doğanın bedenden bir şey atarak değil, benzer bir hastalıkla iyileştirdiğini öne sürer. İki görüşün de «doğa ne yapıyorsa hekim onu yapmalıdır» varsayımını paylaşması, ikisinin de aynı çağın çocuğu olduğunu gösterir. Fark, doğanın ne yaptığına dair yorumdadır.

İkinci incelik, gözlenen rahatlamanın yorumu. Haehl'in yazdığı gibi, kan almayı ya da müshili izleyen «gerçek ya da görünür» rahatlama, hastalık maddesinin atılmasıyla açıklanıyordu. «Görünür» kelimesi önemli. Birçok hastalık kendiliğinden geçer; bir tedaviden sonra gelen iyileşme, tedavi olmasaydı da gelebilirdi. Bu, giriş akademisinde gördüğümüz St Petersburg denemesinin tedavisiz koğuşunda açıkça göründü. Ama aynı sorun, Hahnemann'ın kendi vaka anlatılarını okurken de geçerlidir: bir homeopatik hazırlıktan sonra gelen iyileşme de doğal seyirle karışabilir. Bu bölüm ikisine de aynı ölçüyü uygular.

Üçüncü incelik, «kahramanca» kelimesi. Bu tedaviler gözle görülür ve güçlü etkiler yaratıyordu: kan akıyor, hasta kusuyor, terliyor. Hasta ve hekim için bu, «bir şey yapılıyor» duygusunu güçlendiriyordu. Hahnemann'ın küçük, etkisiz görünen dozları bu yüzden yalnız bir kuram meselesi değil, bir hasta deneyimi meselesiydi de; giriş akademisinin kan alma dersinde, kan alma çağında küçük dozun çekiciliğini bu açıdan tartışmıştık.

Son incelik, Hahnemann'ın kendi değişimi. Hahnemann'ın kan almaya karşı tutumu bir günde oluşmadı; giriş akademisinde onun 1800'e kadar kan almayı bazı durumlarda caiz gördüğünü okumuştuk. Organon'daki keskin dil, uzun bir yolun sonundaki bir tutumdur. Bu akademi Hahnemann'ın öğrenim ve hekimlik yıllarını izlerken, o yolun duraklarını da tek tek görecek.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Sınır

Bu ders geç 18. yüzyıl tıbbının kuramlarını ve Hahnemann'ın onlara itirazını betimledi. Kan alma, kusturma ya da lavman hakkında bugün için bir sağlık bilgisi vermiyor; bugün tıpta sınırlı ve belirli durumlarda yapılan kan alma işlemleri bu dersin konusu değildir. Geçmişin bir tedavisini anlamak, bugün bir sağlık sorunu için yapılacak muayenenin ve konulacak tanının yerine geçmez.

Haehl ile Ameke homeopatiyi savunan yazarlardır; dönem tablolarını Hahnemann'ın mücadelesini öne çıkaracak biçimde kurmuş olabilirler. Bu ders Stoll'u, Kämpf'i ve dönemin başka hekimlerini onların aktarımından okudu, kendi yazılarından değil. Haehl'in Hahnemann'ın mücadelesinin kan almaya son verdiği iddiası burada bir biyografi yazarının iddiası olarak aktarıldı ve doğrulanmadı. Organon metni Boericke'nin 1922 çevirisinin bir taramasından okundu.

Kendin dene

Kilit özet

Geç 18. yüzyıl tıbbında kan alma, kusturma, müshil ve terletme, bedenin sıvılarının hastalığın yeri olduğunu söyleyen hümoral patolojiye ve bedende biriken bir hastalık maddesi, materia peccans, fikrine dayanıyordu.

Hekimler doğayı taklit ettiklerine inanıyordu: doğa kanama, kusma, ishal, terleme ve döküntülerle hastalık maddesini atıyor gibi görünüyordu; otopsilerde bulunan bol kan da aşırı kan fikrini destekliyordu. Kan alma takvimleri ve ilkbahar–sonbahar kan aldırma alışkanlığı bu mantığın ürünüydü.

Stoll'un safra öğretisi ve Kämpf'in tıkanıklık kuramı, hastalığı karın organlarındaki birikimlere bağlıyordu; «gizli safra» kavramı kuramı her gözlemle doğrulanan, çürütülemez bir hâle getiriyordu.

Hahnemann Organon'da pletoranın hiçbir zaman bulunmadığını ve sakin bir nabzın iki saat içinde kilolarca fazla kanla dolamayacağını savundu; bu, dönemin kuramına karşı güçlü bir gözlem argümanıdır.

Hahnemann'ın eleştirisi ile alternatifi iki ayrı iddiadır: kan almanın yanlışlığına dair gözlem, hastalığın dinamik bir yaşam gücü bozukluğu olduğu iddiasını kanıtlamaz.

Sonraki derse köprü

Bu derste bir tedavinin, hastalığın sıvılarda biriken bir madde olduğu kuramına dayandığını gördük. Ama Hahnemann'ın çağında tıp, tek bir kuramla değil, birbiriyle yarışan kuramlarla doluydu; ve bu kuramların bazıları bütün tıbbı tek bir ilkeden türettiğini öne sürüyordu.

HM01-M01-D02 bu sistemler çağını ele alıyor. Brown ve Broussais gibi tek bir ilkeden bütün tıbbı kuran sistemleri ve onlara eşlik eden çok bileşenli reçeteyi tanımlayacağız; ve Hahnemann'ın her seferinde yalnız tek bir ilaç verme talebinin bu ortamda ne anlama geldiğini göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?