HM01-M01-D02
Bileşik reçeteler ve sistemler çağı
Brown ve Broussais gibi tek ilkeden tüm tıbbı türeten sistemleri ve çok bileşenli reçeteyi tanımlar, Hahnemann’ın tek ilaç talebinin bu ortamdaki anlamını gösterir.
Homeopati Bölümü — Hahnemann ve Homeopatinin Doğuşu Akademisi — HM01-M01, Hahnemann’ın dünyası: geç 18. yüzyıl tıbbı · 2.916 kelime · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Geç 18. yüzyıl tıbbı, bütün hastalıkları tek bir ilkeden açıklayan sistemlerle doluydu. Brown hastalığı uyarılabilirliğin fazlalığına ya da eksikliğine bağladı ve hekimin hasta başında yalnız üç soru sorması gerektiğini savundu; tanı bu sistemde ikincil kaldı.
Broussais, 1820'den itibaren Paris'te ders veren bir ordu cerrahı, kan almayı uç bir noktaya taşıdı ve «tıbbın Robespierre'i» lakabını aldı; Haehl'in aktardığı bir Yunan hekimine göre yöntemi Konstantinopolis'te de pek çok can aldı.
Reçeteler hemen her zaman bileşikti: bir temel, destekleyiciler ve düzelticiler. Eski okulun hekimi Marcus Herz, bu yüzden her maddenin etkisine dair gözlemlerin de bileşik kaldığını kendisi itiraf etti.
Hahnemann 1796'da karışımlardaki tek bir bileşenin etkisini bir Oidipus'un bile çözemeyeceğini yazdı, 1797'de sadeliği hekimin en yüce yasası ilan etti; Organon §273 aynı anda iki ilaç maddesi vermeyi yasaklar.
§274 iki ayrı gerekçe verir: karışımda her maddenin etkisi öğrenilemez ve benzerliğe göre seçilmiş tek bir madde iyileştirmeye yeter. Birincisi bugün de geçerli bir yöntem ilkesidir; ikincisi homeopatik bir tedavi iddiasıdır.
Açılış sahnesi
İzmir, Bornova'da bir devlet hastanesinin dahiliye servisi, salı öğleden sonra. Klinik eczacı Burcu Hanım bir hastanın ilaç listesini stajyeri Mert'le birlikte gözden geçiriyor. Seksen bir yaşındaki hastanın dosyasında on bir ilaç var; bazıları farklı hekimlerin, farklı yıllarda yazdığı ilaçlar.
«Hastanın baş dönmesi var,» diyor Burcu Hanım. «Soru şu: bu on bir ilaçtan hangisi yüzünden?»
Mert listeye bakıyor. «Belki biri, belki ikisinin birlikteliği. Belki hiçbiri, belki hastalığın kendisi.»
«İşte,» diyor Burcu Hanım. «On bir ilacın ortasında bir belirtinin kaynağını bulmak çok zor. Bu yüzden bir ilacı kesip ne olduğuna bakmayı öneriyoruz; her seferinde tek bir değişiklik.»
Mert gülümsüyor. «Bunu kim icat etmiş?»
Burcu Hanım biraz düşünüyor. «İlk kim söyledi bilmiyorum. Ama iki yüz yıl önce bir hekimin, her reçetede ondan fazla madde bulunan bir çağda, tek ilaç verilmesini neredeyse bir ahlak kuralı gibi savunduğunu biliyorum. Onun neden böyle düşündüğünü anlamak için o çağın reçetelerine bakmak lazım.»
Bu derste ne olacak
Kan alma dersinde geç 18. yüzyıl tıbbının bir hastalık maddesi kuramına dayandığını görmüştük. Ama o tıp tek bir kuramdan oluşmuyordu. Bu ders o çağın iki yüzünü daha açıyor: bütün tıbbı tek bir ilkeden türettiğini öne süren sistemler ve hemen her reçetede birçok maddeyi bir araya getiren bileşik reçete geleneği.
Önce İskoç hekim John Brown'un sistemini ve Fransız hekim Broussais'nin kan alma öğretisini, iki tarihçinin aktarımıyla tanıyacağız. Sonra bir reçetenin o çağda nasıl kurulduğunu, temel ilacından tat düzelticisine kadar, ve dönemin bir hekiminin bu alışkanlığı nasıl itiraf ettiğini Organon'un aktardığı bir alıntıdan okuyacağız. Ardından Hahnemann'ın her seferinde tek bir ilaç verme talebini kendi metninden okuyacak ve bu talebin içinde iki ayrı iddia bulunduğunu göstereceğiz.
Sıfır noktası
Bir deneyde iki şeyi aynı anda değiştirirseniz, sonucun hangisinden geldiğini bilemezsiniz. Bu, bugün bir lise fen dersinde öğretilen bir ilke. 18. yüzyıl sonunda ise tıbbın gündelik pratiği bu ilkenin tam tersine kurulmuştu: bir hastaya verilen ilaç çoğu zaman birçok maddenin karışımıydı ve hasta iyileştiğinde ya da kötüleştiğinde bunun hangi maddeden kaynaklandığını söylemek imkânsızdı.
Aynı dönemde bir başka eğilim de güçlüydü: tıbbın bütününü tek bir büyük ilkeyle açıklamak. Bir hekim bu ilkeyi bir kez kabul ederse, her hastayı onun içinden görüyordu. Bu ders bu iki eğilimi, karışık reçeteyi ve tek ilkeli sistemi, yan yana koyuyor; çünkü Hahnemann ikisine de itiraz etti ve itirazı, kendi öğretisinin temel taşlarından birine dönüştü.
Mekanizma
Tek ilkeden bütün tıp
Kan alma dersinde tanıdığımız tarihçi Ameke, 1790'ların sonunda Almanya'ya yayılan bir sistemi şöyle anlatır.
Homeopatiyi savunan bir tarihçinin, dönemin tıp tarihlerine dayanan aktarımı; [C].
Brown'un sistemi bir sadelik vaadiyle geliyordu ve bu vaadin çekiciliği anlaşılır. Karmaşık bir hastalığı üç soruya indirmek, bir hekimin işini kolaylaştırır. Ama bedeli de açık: hastanın ayrıntısı, hangi organın neden etkilendiği, sistem için önemsizleşir. Bir hasta «stenik» sayıldı mı, ona kan alınır; «astenik» sayıldı mı, ona şarap verilir.
Bir kuşak sonra Fransa'da başka bir sistem yükseldi. Haehl, kan alma geleneğini anlatırken onun en uç örneğine bir paragraf ayırır.
Bir homeopat biyografi yazarının, Hahnemann'ın kendi yazılarını alıntılayarak kurduğu anlatı; [C].
Haehl'in aktardığı Yunan hekiminin cümlesi, bu dersin Türkiye'ye değen bir ayrıntısı. Cümle, Broussais'nin yönteminin Konstantinopolis'te de uygulandığını ve bir hekimin bunu bir savaştan daha ölümcül gördüğünü söylüyor. Ama Haehl cümlenin yazarını adıyla vermiyor ve bu ders o hekimin metnini kendisi okumadı; cümle bir biyografi yazarının aktardığı tek bir tanıklık olarak okunmalı.
Haehl'in anlatısında bir ayrıntı daha dikkat çekici: Hahnemann rakiplerinin hepsini toptan reddetmiyordu. Broussais'nin kan alma çılgınlığına saldırırken onun karışık reçeteleri Fransa'da bitirmesini takdir etti; Brown'un sistemini reddederken onun eski «mide kirliliği» hekimlerini temizlemesini övdü. Bu, Hahnemann'ın kendi ölçütünün tutarlılığını gösteriyor: karışık reçeteye ve hastalık maddesi kuramına karşı olan her şeyi, kimden gelirse gelsin, olumlu gördü.
Bir reçetenin anatomisi
Bileşik reçetenin nasıl kurulduğunu en iyi, onu bizzat kullanan bir hekimin itirafı gösteriyor. Hahnemann bu itirafı Organon'un girişinde, bir dipnotta aktarır.
Bir birincil metin ve onun aktardığı bir dönem tanıklığı; [T].
Homeopatik iddia — benzerlik ilkesine göre seçilmiş tek ve basit bir ilaç maddesi, bir hastalığı iyileştirmek için tek başına yeterlidir; birden fazla maddeyi bir arada vermek hem gereksiz hem caiz değildir.
Herz'in itirafı bu dersin en değerli belgesi, çünkü homeopatiye karşı olan bir okuldan geliyor. Bir hekimin kendi reçeteleri için «gözlemlerimiz de bileşiktir» demesi, sorunun Hahnemann'ın icadı olmadığını, dönemin dikkatli hekimlerince de görüldüğünü gösteriyor. Hahnemann'ın katkısı, bu sorunu fark etmek değil, onu bir ilkeye dönüştürmek ve uygulamada sonuna kadar götürmekti.
İki ayrı iddia
Hahnemann'ın tek ilaç talebi, ilk bakışta tek bir fikir gibi görünüyor. Ama Organon'un §274'ü iki farklı gerekçe veriyor ve bunlar ayrı tartılmalı.
Birinci gerekçe bilgiyle ilgili: karışık bir reçetede hangi maddenin ne yaptığını öğrenemezsiniz. Bu, bugünün deney mantığıyla tamamen örtüşür. Bir değişkeni değiştirip ötekileri sabit tutmak, bir etkinin kaynağını bulmanın temel yoludur. Hahnemann'ın, yanlış seçilmiş tek bir maddenin bile «bilgiyi ilerlettiğini» söylemesi, bu mantığın açık bir ifadesidir. Açılış sahnesindeki klinik eczacının «her seferinde tek bir değişiklik» önerisi de bu mantığın bugünkü bir uygulamasıdır.
İkinci gerekçe tedaviyle ilgili: benzerlik ilkesine göre seçilmiş tek bir madde bir hastalığı iyileştirmeye yeter. Bu, birinci gerekçeden bağımsız bir iddiadır ve homeopatik öğretinin bütününe, benzerlik ilkesine ve potentizasyona dayanır. Bir maddenin etkisini ayrı ayrı bilmenin değerli olması, tek bir maddenin her hastalığı iyileştirmeye yettiğini göstermez.
Kan alma dersinde gördüğümüz ayrım burada da geçerli: Hahnemann'ın eleştirisinin bir kısmı güçlü bir gözleme ya da bir yöntem ilkesine dayanır, alternatifinin bir kısmı ise kendi öğretisine. Birincisinin değeri ikincisini doğrulamaz.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Sistemler çağının ortak bir özelliği vardı: kesinlik iddiası. Brown'un üç sorusu, Broussais'nin sınırsız kan alması, Stoll'un safra kuramı, her biri hekime tek bir anahtar veriyordu. Bu anahtarların hepsi, kan alma dersinde gördüğümüz «gizli safra» gibi, her gözlemi kendi lehine yorumlayabiliyordu. Hahnemann bu sistemlere karşı çıktı; ama kendi öğretisi de, benzerlik ilkesiyle ve yaşam gücü kavramıyla, tek bir ilkeden bütün tıbbı türeten bir sistemdi. Bu benzerlik ayrıca tartışılmaya değer; burada yalnızca şunu not etmek yeterli: Hahnemann'ın sistemlere itirazı, sistem kurmaya değil, gözlemle sınanmayan sistemlere yönelikti, en azından kendi anlatısına göre.
İkinci incelik, sadelik ile tedavi etkisi arasındaki fark. Tek ilaç vermek, bir ilacın etkisini öğrenmeyi mümkün kılar; ama öğrenilen şeyin ne olduğu ayrı bir sorudur. Tek bir homeopatik hazırlıktan sonra gelen bir değişiklik, o hazırlığın etkisi olabileceği gibi, doğal seyir ya da beklenti de olabilir. Tek değişken ilkesi bunu ayırmaya yetmez; bunun için bir karşılaştırma grubu gerekir. Giriş akademisinde okuduğumuz Nürnberg ve St Petersburg denemeleri bu ikinci adımın tarihidir.
Üçüncü incelik, Haehl'in anlatısının yapısı. Haehl, Hahnemann'ı «tek başına bütün bir düşman dünyasına karşı» savaşan biri olarak çizer. Bu anlatıda Herz gibi, eski okulun içinden aynı sorunu gören hekimler ancak bir dipnotta yer bulur. Oysa onların varlığı, Hahnemann'ın eleştirisinin kendi çağında yalnız olmadığını gösteriyor. Bir biyografinin kahramanını yalnız göstermesi anlaşılır bir eğilim; bir tarih okuru için ise o «yalnızlığın» ne ölçüde gerçek olduğunu sormak gerekir.
Son incelik, bileşik reçetenin bugünkü yankısı. Giriş akademisinde okuduğumuz mevzuat metinleri birden fazla homeopatik stoktan hazırlanan ürünleri de tanır: AB direktifinin etiket maddesi iki ya da daha fazla stoktan oluşan ürünleri ayrıca anar, Türkiye'nin 2023 ruhsat yönetmeliği de birden fazla stoktan elde edilen ürünler için ayrı bir başvuru yolu tanımlar. Organon'un §273'ü ise aynı anda birden fazla ilaç maddesi vermeyi açıkça yasaklar. Bugünkü bazı homeopatik ürünlerin Hahnemann'ın bu ilkesinden ayrıldığı, bu bölümün toplum akademisinde ayrıca ele alınabilecek bir konudur.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Sınır
Bu ders geç 18. ve erken 19. yüzyıl tıp sistemlerini ve reçete alışkanlıklarını betimledi. Bugün birden çok ilaç kullanan bir kişi için hiçbir öneri içermiyor; bir ilacı bırakmak ya da değiştirmek kararı, ilaçları yazan hekimle ve bir eczacıyla birlikte verilir. Tarihsel bir ilkeyi bilmek, bu değerlendirmenin yerini tutmaz.
Brown ve Broussais burada iki homeopat tarihçinin, Ameke ile Haehl'in, aktarımından okundu; ikisinin de kendi yazıları bu derste doğrudan okunmadı. Haehl'in aktardığı Yunan hekiminin cümlesi, yazarı adıyla verilmeyen tek bir tanıklıktır. Hahnemann'ın 1796 ve 1797 yazıları da Haehl'in alıntılarından aktarıldı. Organon, Boericke'nin 1922 İngilizce çevirisinin taranmış bir kopyasından okundu; tarama okuma hatası içerebilir.
Kendin dene
Kilit özet
Geç 18. yüzyıl tıbbı, bütün hastalıkları tek bir ilkeden açıklayan sistemlerle doluydu. Brown hastalığı uyarılabilirliğin fazlalığına ya da eksikliğine bağladı ve hekimin hasta başında yalnız üç soru sorması gerektiğini savundu; tanı bu sistemde ikincil kaldı.
Broussais, 1820'den itibaren Paris'te ders veren bir ordu cerrahı, kan almayı uç bir noktaya taşıdı ve «tıbbın Robespierre'i» lakabını aldı; Haehl'in aktardığı bir Yunan hekimine göre yöntemi Konstantinopolis'te de pek çok can aldı.
Reçeteler hemen her zaman bileşikti: bir temel, destekleyiciler ve düzelticiler. Eski okulun hekimi Marcus Herz, bu yüzden her maddenin etkisine dair gözlemlerin de bileşik kaldığını kendisi itiraf etti.
Hahnemann 1796'da karışımlardaki tek bir bileşenin etkisini bir Oidipus'un bile çözemeyeceğini yazdı, 1797'de sadeliği hekimin en yüce yasası ilan etti; Organon §273 aynı anda iki ilaç maddesi vermeyi yasaklar.
§274 iki ayrı gerekçe verir: karışımda her maddenin etkisi öğrenilemez ve benzerliğe göre seçilmiş tek bir madde iyileştirmeye yeter. Birincisi bugün de geçerli bir yöntem ilkesidir; ikincisi homeopatik bir tedavi iddiasıdır.
Sonraki derse köprü
Bu iki derste Hahnemann'ın karşısında durduğu tıbbı tanıdık: kan alan, karıştıran ve her şeyi tek bir ilkeyle açıklayan bir tıp. Ama Hahnemann bu tıbbın içinde yetişti; onu bir üniversitede öğrendi, bir hastanede uyguladı.
HM01-M01-D03 Hahnemann'ın kendi öğrenim yıllarına dönüyor. Leipzig, Viyana, Hermannstadt ve Erlangen duraklarını tarihleriyle sıralayacağız; ve onun doğum gününün kaynaklarda neden tam olarak belirlenemediğini, bir tarihçinin bu küçük belirsizliği nasıl çözmeye çalıştığını göreceğiz.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.