M01-D01
Siyaset nerede başlar
Siyaseti bağlayıcı ortak karar alma etkinliği olarak tanımlar ve apartmandan devlete farklı ölçeklerde örnekler.
Siyasal Bilimler Akademisi — M01, Siyaset nedir · 3.189 kelime · 12 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Sosyoloji Akademisi’nde: ALN-407-01
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Siyaset meslekten ve sahneden daha geniş bir etkinliktir: bir topluluğun ortak bir sorun hakkında, bütün üyelerini bağlayacak bir karar alması ve bu karar üzerinde etkili olma çabası.
Üç işaret siyaseti tanımayı sağlar: ortak bir sorun, herkesi bağlayan bir karar ve bu karar hakkında anlaşmazlık. Biri eksikse elimizde ya özel bir tercih, ya bir sohbet, ya da tartışmasız bir uygulama vardır.
Aynı mantık apartmandan uluslararası anlaşmaya kadar her ölçekte işler; ölçek büyüdükçe değişen, kararın kurumları ve bağlayıcılığın arkasındaki güçtür. Alanya balıkçıları, bağlayıcı bir kuralın devlet olmadan da kurulabildiğini gösteren klasik bir örnektir.
Siyasetin devletin mi yoksa her ortak kararın mı işi olduğu açık bir tartışmadır; iki tanım da bir şeyi görünür, bir şeyi görünmez kılar.
Açılış sahnesi
Ankara'da, Cebeci'de, altı katlı bir apartmanın sığınağı. Sığınak yıllardır toplantı odası olarak kullanılıyor: duvarda bir pano, köşede katlanmış bisikletler, on iki plastik sandalye. Gündemin tek maddesi asansör. Asansör otuz bir yaşında, iki ayda bir arıza veriyor ve bakım firması değiştirilmesi gerektiğini yazılı olarak bildirmiş.
Yönetici Sevim Hanım masraf payını okuyor. İkinci kattaki emekli bir öğretmen hemen itiraz ediyor: "Ben asansöre binmiyorum ki, merdivenden çıkıyorum. Neden altıncı kattakiyle aynı parayı ödeyeyim?" Altıncı kattaki genç çift, bebek arabasını her gün altı kat taşıdıklarını söylüyor. Zemin kattaki dükkân sahibi toplantıya hiç gelmemiş; vekâletini kardeşine vermiş. Kardeşi sessiz.
Bir saat sonra oylama yapılıyor. Çoğunluk yeni asansörden yana çıkıyor. Masraf, kanunun öngördüğü biçimde paylaştırılıyor. Öğretmen tutanağa itirazını yazdırıyor, sonra kalkıp gidiyor. Kapıdan çıkarken söylediği cümle sığınakta bir süre asılı kalıyor: "Bu apartmanda da siyaset yapılıyormuş demek."
Sevim Hanım, öğretmen ve apartmanın sakinleri bu ders için kurgulandı. Ama sığınaktaki o bir saat, Türkiye'de her hafta binlerce kez yaşanan türden.
Bu derste ne olacak
Öğretmenin cümlesi şaka gibi söylendi ama ciddi bir soru taşıyor: apartman toplantısı gerçekten siyaset mi? Yoksa siyaset meclisle, partilerle ve seçimle başlayan ayrı bir dünya mı? Bu ders o soruya bir tanımla cevap veriyor ve tanımı farklı ölçeklerde sınıyor. Önce siyaseti tanıyabileceğimiz üç işareti kuracağız: ortak bir sorun, herkesi bağlayan bir karar ve bu karar hakkında anlaşmazlık. Sonra aynı mantığı bir apartmandan bir ilçeye, bir balıkçı limanından bir devlete taşıyacağız. Usta katmanında siyaset bilimcilerin kendi aralarındaki eski bir tartışmaya gireceğiz: siyaset devletin mi işidir, yoksa her ortak kararın mı? Bu tartışmada bir taraf tutmayacağız; iki tarafın neyi gördüğünü ve neyi kaçırdığını göreceğiz.
Sıfır noktası
Gündelik dilde "siyaset" iki şeyi birden anlatır. Biri bir meslek ve bir sahnedir: milletvekilleri, partiler, seçim kampanyaları, ekrandaki tartışmalar. Öteki bir davranış biçimidir: "siyaset yapma" diye uyarılan bir öğrenci, birinin gözüne girmeye çalışan bir çalışan, laf dolandıran bir yönetici. İki anlam da siyaset biliminin konusuna değer, ama ikisi de onu tam karşılamaz. Bu akademide kelimeyi daha dar ve daha kesin bir anlamda kullanacağız.
Yaygın yanlış"Siyaset politikacıların işidir."
Bu cümle siyasetin yalnızca en görünür sahnesini görüyor. Bir kooperatif genel kurulu, bir okul aile birliği, bir site yönetimi, bir sendika şubesi de kimin ne alacağına, kimin ne ödeyeceğine ve kuralı kimin koyacağına karar verir. Meslek olarak siyaset bu etkinliğin yalnızca bir biçimidir; etkinliğin kendisi meslekten çok daha yaygındır.
İşleyiş
Birinci işaret: ortak bir sorun
Siyaset tek başına yaşayan birinin hayatında başlamaz. Başladığı yer, birden fazla insanın aynı şeye bağlı olduğu yerdir: aynı asansör, aynı su kaynağı, aynı yol, aynı bütçe. Ortaklık kendiliğinden siyaset üretmez, ama siyasetin zemini olur. Ortak şeyin nasıl kullanılacağı, bakımını kimin üstleneceği, bedelini kimin ödeyeceği sorusu, insanlar onu birlikte kullandığı sürece kaybolmaz.
İkinci işaret: bağlayıcı bir karar
Ortak bir sorun hakkında konuşmak henüz siyaset değildir; kahvehanede yapılan su sohbeti hiç kimseyi bir şey yapmaya zorlamaz. Siyaset, konuşmanın sonunda herkese uygulanacak bir kararın alınacağı yerde yoğunlaşır. Kararın bağlayıcılığı farklı kaynaklardan gelebilir: bir kanun, bir sözleşme, bir gelenek, bir topluluğun yaptırımı. Kaynak ne olursa olsun ortak nokta şudur: karar, ona karşı çıkanı da kapsar.
Siyaset biliminin en çok alıntılanan tanımlarından biri bu noktayı merkeze koyar.
Easton'ın tanımındaki "değer" kelimesi ahlaki değer değil, insanların istediği ve herkese yetmeyen şeylerdir: para, zaman, güvenlik, saygınlık, bir hak. Asansör kararı da bir değer dağıtır: öğretmenin parasının bir kısmını, altıncı kattaki çiftin günlük kolaylığına aktarır. Kararın adil olup olmadığı ayrı bir sorudur; dağıtımın gerçekleştiği ise ölçülebilir bir olgudur.
Üçüncü işaret: anlaşmazlık
Üçüncü işaret, siyaseti salt yönetimden ayırır. Herkesin aynı şeyi istediği bir durumda bir karar alınır ama tartışılacak bir şey kalmaz; geriye yalnızca uygulama kalır. Siyaset, insanların ortak bir sorun hakkında farklı şeyler istediği yerde başlar: farklı çıkarlar, farklı değerler ya da aynı amaca giden farklı yollar.
Apartmandaki anlaşmazlık iki türü birden taşıyordu. Öğretmen ile altıncı kattaki çift arasında bir çıkar farkı vardı: biri asansörü kullanmıyor, öteki her gün kullanıyor. Ama aynı zamanda bir değer farkı da vardı: ortak masrafın kullanıma göre mi, yoksa ortaklık payına göre mi paylaşılması gerektiği. Çatışma ile uzlaşma türlerinin ayrıntısı M01-D04'ün konusu.
Yaygın yanlış"Siyaset kavga demektir."
Bu cümle siyaseti, onun en gürültülü anlarıyla karıştırıyor. Anlaşmazlık siyasetin malzemesidir ama siyaset aynı zamanda o anlaşmazlığı kavgaya dönüştürmeden karara bağlamanın yollarını da içerir: oylama, müzakere, sırayla kullanma, kura, hakem. Apartman toplantısı bir tartışmayla geçti ama kimse kimseye vurmadan bir kararla bitti. Siyaseti savunan düşünürlerin bir kısmı onu tam da bu nedenle şiddetin alternatifi olarak tanımlar.
Ölçek değişir, mantık değişmez
Üç işaret bir kez görüldükten sonra her ölçekte tanınabilir. Bir apartman, bir köy, bir ilçe, bir ülke ve ülkeler arası bir anlaşma aynı soruyla karşılaşır: ortak bir şey hakkında, istemeyenleri de bağlayacak bir kararı kim, hangi kuralla alacak? Ölçek büyüdükçe kurumlar karmaşıklaşır, kararlar uzaklaşır ve bağlayıcılığın arkasındaki güç değişir. Ama sorunun iskeleti aynı kalır.
Akademi boyunca dönüp duracağımız Çınarlı ilçesi bu ölçek değişimini görmek için kuruldu. Çınarlı kurgusal bir ilçe: kırk bir bin nüfus, kıyısı kuruyan bir baraj gölü, on beş üyeli bir belediye meclisi.
Bağlayıcılık devletsiz de kurulabilir mi?
Ölçek tartışmasının en öğretici örneklerinden biri Türkiye'den geliyor. Siyaset bilimci Elinor Ostrom, insanların ortak kaynakları devlete ya da piyasaya bırakmadan, kendi koydukları kurallarla yönetip yönetemeyeceğini araştırırken Alanya'daki kıyı balıkçılığını örnek olarak inceledi. Vakanın saha araştırmasını Fikret Berkes yapmıştı.
Bu vakada siyasetin üç işaretinin hepsi var: ortak bir kaynak, herkesi bağlayan bir kural ve o kurala varana kadar yaşanan sert bir anlaşmazlık. Ama bağlayıcılığın kaynağı ilginç. Kuralı bir bakanlık koymadı. Kura listesi her yıl belediye başkanına ve jandarmaya bırakılıyordu, ama kuralı izleyen ve uygulayan balıkçıların kendisiydi: sırası iyi yere gelen balıkçı sabah erkenden o yerde olacağı için, sırası olmadan oraya gelen herkes hemen fark ediliyordu.
Usta katmanı
Dar tanım ile geniş tanım arasındaki gerilim
Buraya kadar siyaseti bir etkinlik olarak tanımladık ve onu apartmanda, köyde, limanda bulduk. Ama siyaset biliminin içinde bu genişliğe karşı ciddi bir itiraz var. İtiraz şöyle özetlenebilir: her ortak karar siyasetse, siyaset bilimi her şeyin bilimine dönüşür ve hiçbir şeyi açıklayamaz hâle gelir.
Bu itirazın en etkili kaynaklarından biri Max Weber'in 1919'da Münih'te verdiği konferanstır. Weber orada siyaseti, ister devletler arasında ister bir devletin içindeki gruplar arasında olsun, iktidara ortak olma ya da iktidarın dağılımını etkileme çabası olarak tanımladı. Tanımın merkezinde devlet vardı; devleti bir ülkede meşru fiziksel zor kullanma tekelini başarıyla elinde tutan topluluk olarak tanımlaması M03-D01'in konusu.
Öte yanda, siyaseti bir arena olarak değil bir süreç olarak tanımlayanlar var. Onlara göre siyaset, devletin bulunduğu yerde değil, insanların ortak kaynakları ve kuralları üzerinde anlaşmazlığa düştüğü her yerde olur. Bu bakış özellikle aile, iş yeri ve okul gibi alanlardaki iktidar ilişkilerini görünür kılmak isteyen araştırmacılar için önemliydi. Kamusal ile özel arasındaki sınırın kendisinin nasıl siyasal bir tartışma olduğu M01-D05'te ayrıca ele alınacak.
Siyaset ile teknik karar
Bir başka sınır, siyaset ile teknik karar arasındadır. Asansörün kaç kişilik olacağı mühendislik hesabıyla bulunabilir; masrafın nasıl paylaşılacağı ise hesapla bulunamaz, çünkü bir değer tercihidir. Gündelik tartışmalarda bu iki soru sık sık birbirine karışır: değer tercihi teknik bir zorunluluk gibi sunulur ya da teknik bir soru değer kavgasına dönüştürülür. Ölçülen, savunulan ve tanımlanan iddiaları ayırmayı M01-D06 sistemli biçimde ele alacak.
Yaygın yanlış"Ben siyasete karışmam; o yüzden tarafsızım."
Bağlayıcı bir kararın alındığı bir toplulukta karara katılmamak, kararın dışında kalmak anlamına gelmez. Toplantıya gelmeyen dükkân sahibi asansör masrafını yine ödeyecek. Katılmamak bir tercih olabilir ve saygı duyulacak gerekçeleri de olabilir; ama bu tercih, kararın başkalarınca alınmasını kabul etmek demektir. Böyle bir tarafsızlık da kendi başına bir tutumdur ve kararın sonucunu etkiler.
Tartışmanın tarafları
Siyasetin nerede başladığı sorusu yalnızca bir tanım tercihi değildir. Hangi tanımın seçildiği, neyin siyaset bilimine konu olacağını, neyin "özel mesele" sayılıp tartışmanın dışında kalacağını da belirler. Bu yüzden siyaset bilimciler arasında soru hâlâ açıktır ve iki tarafın da güçlü gerekçeleri vardır.
Bu iki görüş arasındaki ayrılık, olgular hakkındaki bir anlaşmazlıktan çok vurguyla ilgilidir. İki taraf da apartmanda bir karar alındığını kabul eder. Ayrıldıkları yer, devletin zor kullanma gücünün siyaseti ötekilerden nitelik olarak ayırıp ayırmadığı ve hangi alanların kamusal tartışmaya açık olması gerektiğidir. Bu akademi geniş tanımla başlıyor, çünkü kavramları küçük ölçekte görmek kolaydır; ama Bölüm II'den itibaren ağırlık devlete kayacak ve dar tanımın gördüğü fark orada kendini gösterecek.
Türkiye'den bakış
Türkiye'de devlet ölçeğinin altında kalan karar alanları uzun bir geçmişe sahip. Mahallelerin muhtarlık örgütü 1829'da İstanbul'da, Üsküdar, Galata ve Eyüp'te kurulmaya başlandı; amacı Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra doğan güvenlik boşluğunu doldurmak ve şehre göçü denetlemekti, yani kurum merkezin bir aracı olarak doğdu. Bugün muhtar, seçimle gelen ama bütçesi ve yetkisi sınırlı bir aracıdır ve mahallelinin devlete ilk kapısı olmayı sürdürür. Apartman ölçeğinde 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu, ortak alanların yönetimini kat maliklerinin oluşturduğu bir kurula verir; sığınaktaki toplantı bu kanunun kurduğu küçük bir meclistir. Köy ölçeğinde mera, yayla ve su kullanımı uzun süre yerel teamüllerle düzenlendi; Alanya balıkçılarının kurası, bu geleneğin modern bir kooperatif içinde yeniden kurulmuş biçimi gibi okunabilir.
Bu alanların varlığı, Türkiye'de siyasetin yalnızca Ankara'da yapıldığı yönündeki yaygın algıyı düzeltir. Ama aynı zamanda bir soru doğurur: bu yerel karar alanları ne kadar özerk? Muhtarın bütçesi merkezden gelir, sulama birliği bakanlık denetiminde çalışır, kooperatifin kuralları kanunla sınırlanır. Yerel karar ile merkezî yetki arasındaki bu ilişki Türkiye siyasetinin en kalıcı sorularından biridir ve M20-D10'da yerel yönetimler bağlamında yeniden ele alınacak.
Kanıtın sınırı
Bu derste kurulan tanım, olgulara hangi soruyla bakılacağını belirleyen bir başlangıç noktasıdır; başka bir tanımla başlayan biri aynı olgulara bakıp başka sonuçlar çıkarabilir. Easton'ın tanımı da Weber'inki de ölçülerek doğrulanmadı; ikisi de araştırmaya hangi soruyu soracağını söyleyen çerçevelerdir.
Alanya vakası tek bir limanda, belirli bir dönemde ve belirli bir balık göçü düzeni içinde gözlendi. Benzer kuralların başka yerlerde aynı sonucu verip vermeyeceği bu vakadan genellenemez; Ostrom'un kendisi de sistemi kırılgan buluyordu. Cox ve arkadaşlarının taraması tasarım ilkelerinin desteklendiğini gösteriyor, ama yayımlanmış vakalara dayandığı için başarısız kalıp kimsenin yazmadığı yerel kurumları göremiyor. Yerel öz yönetimin hangi koşullarda devlet ya da piyasa düzenlemesinden daha iyi sonuç verdiği hâlâ tartışılan, kaynak türüne ve topluluğa göre değişen bir sorudur.
Kendin dene
Aklında kalsın
Siyaset meslekten ve sahneden daha geniş bir etkinliktir: bir topluluğun ortak bir sorun hakkında, bütün üyelerini bağlayacak bir karar alması ve bu karar üzerinde etkili olma çabası.
Üç işaret siyaseti tanımayı sağlar: ortak bir sorun, herkesi bağlayan bir karar ve bu karar hakkında anlaşmazlık. Biri eksikse elimizde ya özel bir tercih, ya bir sohbet, ya da tartışmasız bir uygulama vardır.
Aynı mantık apartmandan uluslararası anlaşmaya kadar her ölçekte işler; ölçek büyüdükçe değişen, kararın kurumları ve bağlayıcılığın arkasındaki güçtür. Alanya balıkçıları, bağlayıcı bir kuralın devlet olmadan da kurulabildiğini gösteren klasik bir örnektir.
Siyasetin devletin mi yoksa her ortak kararın mı işi olduğu açık bir tartışmadır; iki tanım da bir şeyi görünür, bir şeyi görünmez kılar.
Sonraki derse köprü
Asansör toplantısında karar oylamayla alındı ve herkes kararın kimin elinden çıktığını gördü. Ama iktidar her zaman bu kadar görünür değildir. Bazen bir konu toplantının gündemine hiç girmez; bazen insanlar neyi isteyeceklerini bile başkalarının çizdiği sınırlar içinde öğrenir. M01-D02, iktidarın üç yüzünü ayıracak: kararı alanın gücünü, gündemi belirleyenin gücünü ve isteklerimizi biçimlendirenin gücünü.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.