İçeriğe geç

M01-D03

Otorite ve meşruiyet

Weber'in üç meşruiyet tipini ve meşruiyet ile yasallık arasındaki farkı somut durumlara uygular.

Siyasal Bilimler Akademisi — M01, Siyaset nedir · 2.788 kelime · 12 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 13 dk okuma · 19 dk dinleme

Etik, Siyaset ve Toplum Akademisi’nde: P18-D01-M03

Hukuk Bilimi Akademisi’nde: 1.32

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Otorite, ona tabi olanlarca haklı görülen iktidardır; meşruiyet de bir düzeni haklı kılan kabuldür. Otorite iktidarın en ucuz biçimidir, çünkü her itaat için ayrı bir zorlama gerektirmez.

Yasallık ile meşruiyet ayrı ölçütlerdir. Yasallık bir kararın kurallara uygunluğunu, meşruiyet o kuralların ve uygulayanların haklı görülüp görülmediğini sorar.

Weber meşru egemenliğin üç saf türünü ayırdı: yasal-ussal kurallara, geleneğe ve karizmaya dayanan. Gerçek egemenlikler her zaman bunların karışımıdır.

Meşruiyetin bir inanç mı yoksa haklı gösterilebilirlik mi olduğu açık bir tartışmadır; usul adaletinin meşruiyet algısını beslediğine dair güçlü bir araştırma geleneği vardır.

Açılış sahnesi

Çınarlı'nın Çarşı Mahallesi, bir salı sabahı. Muhtarlığın önünde dört kişi bekliyor. İlki bir ikametgâh belgesi istiyor, ikincisi kaldırımı söken bir müteahhitten şikâyetçi, üçüncüsü oğlunun askerlik şubesine götüreceği bir kâğıdı imzalatmaya gelmiş. Dördüncüsü bir şey istemiyor; komşusuyla aralarındaki bahçe duvarı kavgasını Nermin Hanım çözsün diye gelmiş.

Nermin Hanım ilk üç işi sırayla görüyor. İkametgâh belgesini verebilir, çünkü kanun ona bu yetkiyi tanıyor. Kaldırım şikâyetini belediyeye iletebilir ama müteahhide emir veremez. İmzayı atar, çünkü imzası resmî bir belgede geçerli. Dördüncü iş ise hiçbir kanunda yazmıyor. Muhtarın komşu kavgalarında hakemlik yapma yetkisi yok. Yine de iki komşu onun sözüne uyuyor: biri duvarı yarım metre geri çekecek, öteki masrafın yarısını ödeyecek.

Aynı gün öğleden sonra kahvehanede emekli tarih öğretmeni Yakup Bey anlatıyor. Gençliğinde köylerinde bir muhtar varmış; seçimle gelmiş ama kimse sözünü dinlemezmiş. Asıl sözü geçen, hiçbir makamı olmayan yaşlı bir köylüymüş. "Makam ayrı, söz ayrı," diyor. "Biri kâğıttan, öteki gönülden gelir."

Bu derste ne olacak

M01-D02'de iktidarı, birinin ötekini kendi yolundan çevirebilmesi olarak ele aldık ve üç ayrı düzeyde izledik. Bu ders bir adım daha atıyor ve iktidarın özel bir biçimine bakıyor: insanların doğru bulduğu, kabul ettiği, zorla değil inançla boyun eğdiği iktidara. Önce otorite ile çıplak iktidarı, sonra meşruiyet ile yasallığı ayıracağız. Ardından Max Weber'in meşruiyetin kaynaklarına dair üç türünü Çınarlı'da ve dünyada sınayacağız. Usta katmanında siyaset biliminin en kalıcı tartışmalarından birine geçeceğiz: meşruiyet, insanların inandığı şey midir, yoksa hak edilmesi gereken bir şey mi? Son olarak meşruiyetin nasıl ölçüldüğüne ve ölçümün nerede durduğuna bakacağız.

Sıfır noktası

Bir yolda karşına çıkan silahlı bir soyguncu ile bir trafik polisi, ikisi de seni durdurabilir. İkisine de uyarsın. Ama uymanın nedeni farklıdır. Soyguncuya korktuğun için uyarsın; polise ise, korkunun yanında, onun seni durdurmaya hakkı olduğunu kabul ettiğin için. Siyaset bilimi bu farka iki kavramla bakar.

Yaygın yanlış"Kanuna uygun olan her şey meşrudur."
Doğrusu

Bu cümle iki ayrı ölçütü birleştiriyor. Yasallık, bir kararın yürürlükteki kurallara uygun olup olmadığını sorar ve bir belgeye bakarak cevaplanabilir. Meşruiyet ise o kuralların ve onları uygulayanların, insanlar tarafından haklı görülüp görülmediğini sorar. Kanuna tamamen uygun bir karar geniş kesimlerce haksız bulunabilir; kanunda yeri olmayan bir hakemin sözü ise kabul görebilir.

İşleyiş

Çıplak iktidar ile otorite

İktidar zorla, ödülle ya da inandırarak işleyebilir. Yalnızca zora dayanan bir iktidar pahalıdır: itaat, yaptırımın göründüğü yerde ve göründüğü sürece sürer. Gözetleyen biri yoksa insanlar kuralı çiğner. Otorite ise itaati içeriden üretir. Bir kural doğru bulunduğunda, gözetleyen olmasa da uyulur.

Bu yüzden en güçlü görünen rejimler bile yalnızca zorla yönetmeye çalışmaz; kendilerini haklı göstermeye büyük kaynak ayırır. Seçim, tören, anayasa, din, gelenek, ekonomik başarı, ulusal tehdit anlatısı: hepsi bir iktidarı otoriteye çevirmenin araçlarıdır.

Yasallık ve meşruiyet

Yasallık ile meşruiyet çoğu zaman birlikte bulunur ve bu yüzden karıştırılır. Ama ikisi ayrıldığında siyasetin en zor anları yaşanır. Bir kanun meclisten usulüne uygun geçmiştir ama toplumun önemli bir kesimi onu haksız bulur ve ona uymamak için yollar arar. Ya da tersine, hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir düzen, insanların gözünde haklı görüldüğü için yıllarca ayakta kalır.

Weber'in üç türü

Meşruiyetin kaynaklarına dair en etkili sınıflama Max Weber'den gelir. Ölümünden sonra 1922'de yayımlanan Ekonomi ve Toplum'da Weber, meşru egemenliğin üç saf türünü ayırdı. Saf tür, gerçekte hiçbir zaman tek başına bulunmayan ama gerçek durumları ölçmeye yarayan bir kavram aracıdır.

Yasal-ussal türde otorite makamdadır, kişide değil. Nermin Hanım ikametgâh belgesi verdiğinde ona uyulmasının nedeni, kimliği değil muhtarlık makamıdır. Ertesi seçimde makam başkasına geçtiğinde, o yetki de ona geçer.

Geleneksel türde otorite, "hep böyleydi" kabulünden gelir. Kuralların kaynağı yazılı bir belge değil, süregelen düzendir; otorite de o düzenin taşıyıcısı olan kişide, bir aile büyüğünde, bir hanedanda, bir köy ihtiyarında toplanır.

Karizmatik türde otorite, bir kişiye atfedilen olağanüstü niteliklerden gelir: bir peygamberin, bir savaş önderinin, bir hareket liderinin. Karizma kurallara bağlı değildir, hatta çoğu zaman kuralları yıkar. Ama kendi başına sürekli değildir. Weber, karizmanın liderin ölümünden sonra ya kurumsallaşarak gündelikleştiğini ya da dağıldığını gözlemledi.

Yaygın yanlış"Karizma yalnızca diktatörlere özgüdür."
Doğrusu

Weber'in karizma kavramı ahlaki bir değerlendirme içermez. Bir din kurucusu, bir bağımsızlık hareketinin önderi, bir sivil haklar savunucusu ve bir otoriter lider aynı türün örnekleri olabilir. Kavram, liderin iyi ya da kötü olduğunu değil, ona bağlılığın neye dayandığını söyler. Demokratik sistemlerde de karizmatik liderler çıkar; fark, karizmanın kurallarla ne kadar sınırlandığıdır.

Karışımlar ve geçişler

Gerçek egemenliklerin hepsi karışımdır. Nermin Hanım hem seçimle gelmiş yasal bir makamın sahibidir hem de mahallede yıllardır biriktirdiği kişisel bir saygınlığa sahiptir. Bir anayasal monarşide kral geleneğin, başbakan yasal-ussal düzenin taşıyıcısıdır. Bir parti genel başkanı hem tüzükten yetki alır hem de bazen karizmatik bir bağlılık üretir.

Usta katmanı

İnanç mı, hak mı?

Weber meşruiyeti bir inanç olarak tanımladı: bir düzen, ona tabi olanlar onun meşru olduğuna inandığı ölçüde meşrudur. Bu tanım ampirik araştırma için çok elverişliydi, çünkü inançlar ölçülebilir. Ama bir sorunu vardı: başarılı bir propaganda, insanları haksız bir düzenin haklı olduğuna inandırabilirse, o düzen Weber'in tanımıyla meşru sayılmaz mı?

Bu soruya en etkili cevaplardan biri David Beetham'dan geldi. 1991 tarihli The Legitimation of Power'da Beetham, bir iktidarın meşru olması için üç koşul önerdi: yerleşik kurallara uygun olması, bu kuralların hem yöneten hem yönetilen tarafından paylaşılan inançlarla haklı gösterilebilmesi ve yönetilenlerin bu ilişkiye rızasını gösteren eylemler. Beetham'a göre meşruiyet bir inanç değil, inançlarla haklı gösterilebilir olmaktır. Fark ince görünür ama büyüktür: dışarıdan bir gözlemci, insanların inançlarını kontrol eden bir rejimin meşruiyetini, o insanların yüzdeki beyanlarından bağımsız olarak sorgulayabilir.

Meşruiyet neden önemli? Kanıt

Meşruiyetin yalnızca bir kavram olmadığını, insanların davranışını gerçekten değiştirdiğini gösteren bir araştırma geleneği var. Bu geleneğin kurucu çalışması, insanların neden yasaya uyduğunu sordu.

Yaygın yanlış"Çoğunluğun desteklediği karar meşrudur."
Doğrusu

Çoğunluk desteği meşruiyetin önemli bir kaynağıdır ama tek kaynağı değildir. Bir karar oyların çoğunluğunu alabilir, ama kararın alınış biçimi azınlığa söz hakkı tanımadıysa ya da azınlığın temel haklarına dokunduysa, o azınlığın gözünde meşruiyetini yitirebilir. Tyler'ın bulgusu da buna işaret ediyor: insanlar kaybettikleri bir kararı, usulü adil bulduklarında kabullenmeye çok daha yatkındır.

Meşruiyeti ölçmek

Meşruiyetin ülkeler arasında karşılaştırılması, ölçüm tartışmasının en zor yerlerinden biridir. Kimi araştırmacılar yalnızca anket verisine bakar, kimileri vergi ödeme, seçime katılım, siyasal şiddet gibi davranışları da hesaba katar.

Tartışmanın tarafları

Meşruiyetin ne olduğu sorusu, siyaset biliminin ampirik ve normatif yüzlerinin en açık karşılaştığı yerdir. Taraflar, insanların inançlarının ölçülebileceğini ve davranışı etkilediğini kabul eder. Ayrıldıkları yer, bir dış gözlemcinin bu inançların ötesinde bir ölçüt koyup koyamayacağıdır.

İki tarafı ayıran bir değer sorusu: bir toplumun kendi kurumları hakkında söylediğini son söz saymak mı daha saygılıdır, yoksa o sözün hangi koşullarda üretildiğini sorgulamak mı? M01-D02'deki iktidar tartışmasının üçüncü yüzündeki gerilim, burada meşruiyet düzleminde yeniden karşımıza çıkıyor.

Türkiye'den bakış

Türkiye'nin anayasal metinleri meşruiyetin kaynağını açıkça yazar. 1982 Anayasası'nın 6. maddesi egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu, millet adına egemenliğin Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanılacağını, egemenliğin hiçbir kişiye, zümreye ya da sınıfa bırakılamayacağını ve hiçbir kimsenin ya da organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağını söyler. Bu, Weber'in yasal-ussal türünün anayasal bir ifadesidir: yetkinin kaynağı kişi ya da gelenek değil, yazılı bir belge ve onun kurduğu makamlardır.

Ama Türkiye'nin siyasal tarihi, yasal-ussal meşruiyetin geleneksel ve karizmatik kaynaklarla sürekli iç içe geçtiğini gösterir. Osmanlı'da padişahın meşruiyeti hanedanın sürekliliğine, dinî otoriteye ve adalet dairesi fikrine dayanıyordu; 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ise egemenliği millete bağlayarak meşruiyetin kaynağını kökten değiştirdi. Bu geçişin ayrıntısı M18-D09'da ele alınacak. Gündelik hayatta da muhtar, aile büyüğü, köy ihtiyarı ve yöresel saygın kişiler, yasal yetkilerinin çok ötesinde bir sözün sahibi olmayı sürdürür. Türkiye'de bir kurumun meşruiyetini değerlendirmek, onun yasal dayanağının yanında bu katmanlara da bakmayı gerektirir.

Kanıtın sınırı

Weber'in üç türü bir sınıflamadır ve doğrulanmış bir yasa değildir; gerçek egemenlikler her zaman karışımdır ve türleri ayıran sınır tartışmaya açıktır. Tyler'ın bulgusu büyük ölçüde Amerikan anket verilerine dayanır; usul adaletinin farklı kültürlerde ve farklı rejimlerde aynı ağırlığı taşıyıp taşımadığı hâlâ araştırılan bir sorudur. Meşruiyet algısı ile yasaya uyum arasındaki ilişkide nedenselliğin yönü kesin değildir: insanlar meşru buldukları için mi uyuyor, yoksa uydukları için mi meşru buluyor?

Gilley'in endeksi gibi karşılaştırmalı ölçümler, göstergelerin seçimine bağlıdır ve kısıtlı ifade özgürlüğü olan ülkelerde anket verilerinin güvenilirliği tartışmalıdır. Meşruiyetin ölçülebilir bir inanç mı, yoksa normatif bir ölçüt mü olduğu sorusu ise bir veriyle çözülemez; bu bir kavram tercihidir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Otorite, ona tabi olanlarca haklı görülen iktidardır; meşruiyet de bir düzeni haklı kılan kabuldür. Otorite iktidarın en ucuz biçimidir, çünkü her itaat için ayrı bir zorlama gerektirmez.

Yasallık ile meşruiyet ayrı ölçütlerdir. Yasallık bir kararın kurallara uygunluğunu, meşruiyet o kuralların ve uygulayanların haklı görülüp görülmediğini sorar.

Weber meşru egemenliğin üç saf türünü ayırdı: yasal-ussal kurallara, geleneğe ve karizmaya dayanan. Gerçek egemenlikler her zaman bunların karışımıdır.

Meşruiyetin bir inanç mı yoksa haklı gösterilebilirlik mi olduğu açık bir tartışmadır; usul adaletinin meşruiyet algısını beslediğine dair güçlü bir araştırma geleneği vardır.

Sonraki derse köprü

Meşruiyet, bir kararın kabul edilmesini kolaylaştırır; ama karar alınmadan önce çoğu zaman bir anlaşmazlık vardır. Asansör toplantısında, meclis salonunda, bahçe duvarının iki yanında insanlar farklı şeyler istiyordu. Bu farklılıklar nasıl bir karara dönüşür? M01-D04, siyasetin hammaddesi olan çatışmayı, onun türlerini ve uzlaşmanın farklı yollarını ele alacak: oylama, müzakere, sırayla kullanma ve ortak bir çözüm arayışı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Bu sayfa hakkında ne düşünüyorsun?