M01-D02
Kararsızlık (ambivalence): aynı anda iki istek
Bir danışan cümlesinde değişimden yana ve değişime karşı iki sesi işaretler ve kararsızlığı bir kusur değil olağan bir durak olarak adlandırır.
Motivasyonel Görüşme Akademisi — M01, Motivasyonel görüşmeye giriş · 3.488 kelime · 16 örnek durum · 3 kanıt kartı · ≈ 16 dk okuma · 23 dk dinleme
Koçluk Akademisi’nde: 19.3 · Terapi Akademisi’nde: S10-P01-D02
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kararsızlık danışanın kendi içindeki bir çekişmedir; görüşmeciyle danışan arasındaki bir anlaşmazlık değildir. İki yönü de danışana aittir ve ikisinin arkasında da bir değer durur.
Bir danışan cümlesindeki iki yön bağlaçtan, fiilden, özneden ve sıradan okunur. Sıra o anki ağırlığı ima edebilir; bağlaçtan sonra gelen yarı, öncekini geçersiz kılmaz.
Kararsızlık yolun olağan bir durağıdır. Oturuma kararsız başlayan danışanların bir kısmının iyi sonuç aldığı gözlendi; sonucu haber veren, başlangıç değil oturum boyunca kararlılığın yönüydü.
İyi dinlenen danışan kararsızlığının iki yönünü de daha açık söyleyebilir. Bunu duymak, mevcut durum yönündeki konuşmayı büyütmekle aynı iş değildir.
Açılış sahnesi
Afyonkarahisar, Şuhut'a bağlı bir köy, kasım akşamı. Mevlüt on dört inekle süt üreticiliği yapıyor. Mutfak masasında bankanın getirdiği kredi kâğıtları duruyor: bir sağım ünitesi, beş yıl taksit. Eşi Hacer çayları koyuyor, gözü kâğıtlarda, sesi çıkmıyor.
Mevlüt konuşuyor, kimseye değil, masaya. «Makine gelirse sabah sağımı yarı yarıya kısalır. Belim de rahat eder. Oğlan da belki köyde kalır, şehre gitmez.» Bir yudum çay. «Ama beş yıl. Süt fiyatı bir düşerse taksidi neyle öderiz? Babam ömründe kimseye borçlanmadı.»
Hacer gülümsüyor. «Sen hem istiyorsun hem korkuyorsun.»
Mevlüt'ün yüzü gerilir. «Ben korkak adam değilim. Kararsız hiç değilim.» Kâğıtları toplayıp dolabın üstüne koyar. O gece kâğıtlardan bir daha söz edilmez.
Hacer'in cümlesi yanlış değildi; Mevlüt'ün az önce masaya söylediklerinin özetiydi. Ama Mevlüt o özeti bir hüküm gibi duydu. Bir köy mutfağında, bir erkeğin «karar veremeyen adam» diye anılması bir kusur sayılıyordu; o kusuru taşımamak için, iki isteğinden birini sessizce rafa kaldırdı.
Bu derste ne olacak
Bir önceki derste, M01-D01'de, egzersizi bırakan bir danışanın aynı nefeste geçen yazki farkı kendi belinde gördüğünü de söylediğini izledik. Bu derste o tür cümleleri ayrıştırmayı öğreneceğiz. Önce kararsızlığın motivasyonel görüşmede hangi işi gördüğünü ve neden eski dilde «direnç» diye anıldığını konuşacağız. Mekanizma bölümünde bir danışan cümlesindeki iki yönü bağlaçlardan, fiillerden ve sıradan nasıl okuyacağımızı; iki yönün de danışana ait olduğunu; kararsızlığın bir arıza değil yolun olağan bir durağı olduğunu gösteren veriyi ve iyi dinlemenin neden iki yönü birden duyulur kıldığını ele alacağız. Kesitte Malatya'da bir aile hekimi, ilaç tedavisine başlamakta duraksayan bir fırıncının «kafam iki» dediği anda duracak.
Sıfır noktası
Koçluk Akademisi 19.3 kararsızlığı tanımladı ve onu bir karar verememe kusuru değil, değişimin olağan bir hâli olarak kurdu. Terapi Akademisi S10-P01-D02 ise kararsızlığın haftalarca sürüp bir tıkanmaya dönüştüğü yeri anlattı. Bu derste tanımı yinelemiyoruz; bir katman aşağı, tek bir danışan cümlesinin içine iniyoruz.
Miller ve Rose 2009'da motivasyonel görüşmenin (MG) doğuşunu anlatırken bir ayrıntıya dikkat çeker. İlk tarifte danışanın değişime karşı söylediği gerekçeler «direnç» kavramının içinde sayılıyordu. Yazarlar bugün bu sözlere sürdürme konuşması (sustain talk) diyor ve onları danışanın kararsızlığının öteki yüzü olarak tanımlıyor. Görüşmeci o yüze empatiyle yanıt verirdi; bu, o yılların bağımlılık danışmanlığındaki yüzleştirici tarzdan belirgin bir ayrılıştı. Direncin üstüne gitmek ise danışanı mevcut durumu daha fazla savunmaya itiyordu. Sürdürme konuşmasının tanımı ve işaretlenmesi M06-D01'de, direnç kavramının neden bırakıldığı M10-D01'de ayrı derslerdir.
İlk yaygın yanlış, kararsız danışanı isteksiz danışanla aynı kişi sanmaktır. Mevlüt makineyi istemeseydi kâğıtlar hiç masaya gelmezdi. İsteksizlikte değişim yönünde bir ses duyulmaz; kararsızlıkta o ses vardır ve öteki sesle birlikte konuşur.
Mekanizma
Bir cümlenin içinde iki yön
Kararsızlık çoğu zaman uzun bir anlatıda değil, tek cümlede duyulur. Türkçede bu cümlelerin bir iskeleti var: «lazım ama», «istiyorum da», «biliyorum, gerçi», «bir yandan… öbür yandan», «yapmasına yaparım ama». Bağlaç iki yarıyı birbirine bağlar ve dinleyicinin dikkatini çoğu zaman ikinci yarıya çeker. Görüşmeci için ilk beceri, cümleyi bitirdiği yerden değil, bağlacın iki yanından okumaktır.
Okumanın üç ipucu var. Fiil, yönü taşır: «istiyorum», «yapabilirim», «lazım», «mecburum» değişime; «alışkınım», «vaktim yok», «bana göre değil» mevcut duruma bakar. Özne, sahipliği taşır: «doktor diyor ki» ile «ben de görüyorum ki» aynı bilgiyi farklı bir sahiple getirir. Sıra ise o anki ağırlığı ima eder, ama kanıtlamaz. Türkçede kesinlik derecesini taşıyan ifadeler M06-D07'de ayrıca ele alınacak; burada amaç ayırmaktır, ölçmek değil.
İki yön de danışana ait
Kararsızlık, danışan ile görüşmeci arasındaki bir anlaşmazlık değildir; danışanın kendi içindeki bir çekişmedir. Bu ayrım küçük görünür ama görüşmenin bütün yönünü değiştirir. Görüşmeci kararsızlığı kendisiyle danışan arasında bir tartışma gibi duyarsa, değişim yönünü kendisi üstlenir ve danışana öbür yönü savunmak kalır. Bu dürtünün adı ve bedeli bir sonraki dersin konusu.
Miller ve Rollnick, 2009 tarihli «on şey» makalesinde, kararsız insanlarla yapılan MG'de değişime karşı motivasyonların doğal olarak ortaya çıktığını yazar. Görüşmecinin işi onları susturmak değildir; onlar zaten oradadır. İş, onları beslemeden ve onlarla kavga etmeden duymaktır.
Kararsızlık bir durak
Kararsızlığı bir arıza sayan okuma, kararsız danışanın değişmeyecek danışan olduğunu varsayar. Elimizdeki veri bu varsayımı sarsıyor. Miller ve Rose 2009'da, Amrhein ve ekibinin 2003'te yayımladığı psikodilbilimsel çözümlemeyi özetler. Çözümleme, danışanın kararlılık dilini bir ölçek üzerinde puanlamıştı: bir uçta kullanmayı sürdürmeye, öbür uçta bırakmaya bağlanma, ortadaki sıfır noktasında ise kararsızlık.
Bu kartın bu derse kattığı şey bir sözcüktür: durak. Mevcut durumu güçlü bir dille savunan bir danışan, değişim yönüne ilerlerken kararsızlığın sıfır noktasından geçmek zorundadır; ortalama eğri o noktanın içinden geçer. Kararsızlık o yolda bir duraktır. İnsan orada uzun süre kalabilir ve Terapi Akademisi S10-P01-D02'nin tıkanma dediği şey de tam olarak bu uzun bekleyiştir. Ama durakta olmak, yolda olmak demektir.
İyi dinlemek iki yönü birden duyulur kılar
Görüşmeciyi şaşırtabilen bir bulgu var: dikkatli dinlendiğinde danışan değişim yönünde daha çok konuşur, ama mevcut durum yönünde de daha çok konuşur. Kararsızlık, ona yer açıldığında daha duyulur hâle gelir.
Kartın pratik okuması şudur: iyi dinlenen bir danışanın «ama»ları artabilir ve bu, görüşmenin bozulduğu anlamına gelmeyebilir. Kartın öbür yarısı ise uyarı taşır: mevcut durum yönündeki konuşmanın ağırlığı sonuçla ters bağlantılıdır. Kararsızlığı duymak, onu büyütmekle aynı iş değildir.
Kararsızlığın içeriği: iki değer
Kararsızlık çoğu zaman bir artılar ve eksiler listesi gibi anlatılır. Danışanın sözlerinde ise başka bir şey duyulur: iki değer, iki sadakat, iki kimlik. Mevlüt'ün bir yanı oğlunun köyde kalmasını istiyordu, öbür yanı babasının borçsuz geçen ömrüne sadık kalmayı. Bunlar bir terazinin kefeleri değil, Mevlüt'ün kim olduğuna dair iki cevap.
Bu okuma bir teknik değil, bir dinleme yönelimidir. Görüşmeci her iki yönün arkasında hangi değerin durduğunu merak ederse, danışana kararsızlığını savunmak zorunda kalmayacağı bir oda açar. Değerlerle davranış arasındaki mesafeyi uyandırmanın bir aracı olarak kullanmak ise M07'nin konusu.
Kararsızlığı adlandırmak
Mevlüt'ün mutfağında Hacer kararsızlığı adlandırdı ve Mevlüt bunu bir yargı gibi duydu. Görüşmede de aynı risk vardır. Kararsızlığı olağan bir şey olarak adlandırmak danışanı rahatlatabilir; ama genel bir cümle, danışanın kendi özgül kararsızlığını silebilir ya da onu «sizin gibilerden biri» konumuna koyabilir.
Görüşmeden bir kesit
Aşağıdaki konuşma bu ders için yazıldı; Malatya'daki aile sağlığı merkezi de, kişiler de kurgusaldır. Aile hekimi Gülten, elli dört yaşında fırıncı Hüsnü Usta ile ikinci kez görüşüyor. Hüsnü Usta'nın tip 2 diyabeti var ve hekimi, tabletlerin artık yetmediğini düşündüğü için iğneyle yapılan ilaç tedavisine başlamayı önermişti. İlk görüşmede Hüsnü Usta «düşüneyim» demişti.
Görüşmeci: «Geçen sefer iğneli tedaviyi konuşmuştuk, düşüneyim demiştiniz. Ne düşündünüz?»
Danışan: «Doktor hanım, düşündüm, düşünmez olaydım. Şekerimin yüksek olduğunu biliyorum, ayaklarım da karıncalanıyor, rahmetli dayım da şekerden gitti. Başlamam lazım, onu biliyorum. Ama bir başladın mı ömür boyu bırakamazsın diyorlar. Bir de fırında çırakların önünde karnıma iğne mi batıracağım? Usta dediğin adam öyle mi olur?»
Görüşmeci: «İğne size ömrünüze bir şey eklemek gibi geliyor.»
Danışan: «Eklemek değil, bağlanmak. Bir şeye muhtaç olmak. Ben otuz yıldır gece üçte kalkıp hamur yoğuruyorum, kimseye muhtaç olmadım.» Duruyor. «Ama dayımı da gördüm. Son yıllarında gözleri görmüyordu. Ben o hâle düşmek istemem.»
Görüşmeci: «Kimseye muhtaç olmadan yaşamak sizin için çok değerli.»
Danışan: «Değerli tabii. Hanım diyor ki başla, oğlan diyor ki başla, eczacı diyor ki başla. Herkes bir şey diyor. Ben de bilmiyorum ne istediğimi. Kafam iki.»
Gülten'in ilk iki yanıtına bakalım. İkisi de basit yansıtmaydı ve her biri Hüsnü Usta'nın mevcut durum yönündeki sözlerinden birini geri verdi. İlki iğneyi «eklemek» diye adlandırdı; Hüsnü Usta onu düzelterek kendi kelimesini, «bağlanmak»ı getirdi. İkinci yansıtma onun değerini, muhtaç olmamayı, duyulur kıldı. Kararsızlığın öbür yarısı ise kendiliğinden geldi: dayısının gözleri. Gülten değişim yönünü kendisi söylemedi; Hüsnü Usta söyledi.
Şimdi Hüsnü Usta kararsızlığına kendisi bir ad koydu: «kafam iki». Gülten'in önünde açılan yollar şunlar.
Gülten «ömür boyu bırakamazsın» inancını konuşmak isteyebilir. Bu inancın Hüsnü Usta'nın durumunda ne ölçüde geçerli olduğunu hekim bilir ve bu bilgi önemlidir. Ama Hüsnü Usta şu anda bir bilgi sormuyor; «herkes bir şey diyor» diye yakınıyor. Bu noktada bir düzeltme, hanımın, oğlunun ve eczacının sesine bir dördüncü ekler. Bilgi vermenin MG içindeki yeri ve izin istemek M08'in konusu; bu an bir bilgi isteği değil.
Gülten kararsızlığı normalleştirebilir: «Bu karar herkes için zordur.» Samsun'daki şoförün yanıtını hatırlayalım. Hüsnü Usta, «usta dediğin adam» kimliğine bu kadar sıkı tutunan biri; kendini «herkes»in içinde duymak onu rahatlatabilir de, küçültebilir de. Normalleştirme ancak kendi sözlerine bağlanırsa iş görür.
Gülten iki yönü birlikte geri verebilir: «Bir yanınız dayınızın yaşadıklarını yaşamak istemiyor, bir yanınız da bir şeye bağlı yaşamaktan çekiniyor. İkisi de sizin.» Bu, kararsızlığın iki yönünü tek cümlede taşıyan bir yansıtmadır ve «ikisi de sizin» eki, «herkes bir şey diyor» yakınmasına bir karşılık verir: bu sesler başkalarının değil. İki yönlü yansıtmanın kurulması ve hangi yarının sona konacağı M10-D03'te sürdürme konuşmasına yanıt olarak ayrıca çalışılacak. Burada sıranın bir sonuç doğurduğunu not edelim: Hüsnü Usta bir sonraki cümlesini büyük olasılıkla son duyduğu yarıdan devam ettirecek.
Gülten «kafam iki» sözünü merakla açabilir: «İki kafanın biri ne diyor, öbürü ne diyor?» Bu açık bir sorudur ve Hüsnü Usta'ya kararsızlığını bir kusur gibi değil anlatılacak bir şey gibi sunar. Riski de vardır: Hüsnü Usta bu soruya iki yönü yeniden sayarak yanıt verebilir ve görüşme bir artı-eksi listesine dönebilir.
Hangi yanıtın daha iyi sonuç vereceği ölçülebilir bir soru değil. Ölçülebilen şu: ilk iki yansıtma basitti, son açık soru açık bir sorudur, ve hiçbir seçenekte değişim yönünü Gülten kendisi savunmuyor. Hüsnü Usta'nın ne diyeceğini kesit söylemiyor. Gülten nefes alıyor.
Usta katmanı
İlk sınır, kararsızlığın danışanda değil görüşmecide olduğu durumdur. Koçluk Akademisi 19.3, danışanın bir yön koymadığı ve görüşmecinin de bir tercihinin olmadığı kararları ayırdı. Kararsızlık her zaman MG'nin çözmeye çalışacağı bir şey değildir. Hangi şehirde yaşanacağı, bir evliliğin sürüp sürmeyeceği, bir çocuğun doğup doğmayacağı gibi kararlarda görüşmecinin iki yöne de eşit uzaklıkta durması gerekir; M01-D01'de bu ayrımın neden MG'nin sınırını çizdiğini gördük. Usta görüşmeci, kararsızlığı duyduğu anda kendi tercihini de sorar.
İkinci sınır, kararsızlığın hiç duyulmadığı yerdir. Danışan değişim yönünde tek bir söz söylemiyorsa görüşmecinin karşısında bir kararsızlık değil, henüz konuşulmamış bir konu vardır. Bu danışanla değişim yönünü uyandırmaya çalışmak boşa çaba olabilir; bir tohum bırakmanın 4. baskıdaki yeri M09'dadır.
Üçüncü sınır, kararsızlık ile görüşmeciyle anlaşmazlığın birbirine karışmasıdır. «Bilmiyorum, bir yanım istiyor» diyen danışan kendi içinde çekişiyordur. «Siz bana ne yapacağımı söyleyemezsiniz» diyen danışan ise görüşmeciyle çekişiyordur. İkincisinin adı uyumsuzluk (discord) ve M10-D02'de ayrı bir derstir.
Dördüncü sınır kültürle ilgili. Kararsızlık bazı ailelerde, bazı mesleklerde ve bazı kuşaklarda zayıflık gibi duyulur; Mevlüt'ün mutfağı bunun bir örneği. Bazı kararlar da tek kişinin değil ailenin kararıdır ve danışanın iki yönünden biri aslında bir aile büyüğünün sesidir. Görüşmeci bu sesi danışanın kendi sesinden ayırmaya kalkışmadan önce, danışanın onu kendine ait sayıp saymadığını dinler.
Sık uygulayıcı hatası, kararsızlığın yalnız bir yarısını duymaktır. Görüşmeci ya değişim yönündeki yarıya atlar ve mevcut durumun işlevini görmezden gelir ya da «ama»dan sonrasını tek gerçek ses sayar ve danışanın değişim isteğini silik bırakır. İki hata da kararsızlığı çözülmesi gereken bir arıza gibi ele alır.
Yaygın yanlış«Kararsız danışan aslında değişmek istemiyordur.»
Değişmek istemeyen danışanın sözlerinde değişim yönünde bir ses duyulmaz. Kararsız danışanda o ses vardır; Amrhein ve arkadaşlarının çözümlemesinde oturuma kararsız bir dille başlayan bir küme iyi sonuç alanlar arasındaydı.
Yaygın yanlış«"Ama"dan sonra gelen, danışanın gerçek görüşüdür.»
Sıra o anki ağırlığı ima edebilir, ama bağlacın iki yanı da danışanın sözüdür. Hüsnü Usta'nın «başlamam lazım» sözü, ardından gelen «ama» ile geçersiz olmadı; birkaç cümle sonra dayısının gözleriyle geri döndü.
Yaygın yanlış«İyi giden bir MG görüşmesinde danışan değişime karşı daha az konuşur.»
Magill ve arkadaşlarının meta-analizinde MG ile tutarlı beceriler hem değişim hem sürdürme konuşmasıyla birlikte arttı. Dikkatle dinlenen danışan kararsızlığının iki yönünü de daha açık söyleyebilir; yalnız birinin artması beklenmez.
Yaygın yanlış«Kararsızlığı adlandırmak her zaman danışanı rahatlatır.»
Adlandırma danışanın kendi sözlerine bağlanmadığında genel bir hüküm gibi duyulur. Samsun'daki şoför ve Mevlüt'ün mutfağı aynı adlandırmanın kapıyı kapatabildiğini gösteriyor.
Kanıtın sınırı
Kararsızlığın olağan olduğu iddiası MG'nin kuramsal bir öncülüdür; bir deneyin vardığı sonuç olarak değil, bir başlangıç noktası olarak kurulmuştur. Bu dersteki üç kart o öncülün çevresindeki dil verisini gösteriyor, öncülün kendisini sınamıyor.
Kartların her biri ayrı bir sınır taşıyor. Amrhein ve arkadaşlarının çözümlemesi tek bir denemeden geliyor ve kümeler sonuçlardan geriye doğru kuruldu; oturuma kararsız başlamanın iyi sonuçla bağdaştığı, bir genelleme değil bir gözlemdir. Magill ve arkadaşlarının meta-analizi korelasyonlara dayanır: iyi dinleme ile iki yönlü konuşmanın birlikte arttığını gösterir, birinin ötekini doğurduğunu göstermez. Sıralı kodlama bulgusunu ise burada birincil makaleden değil, Miller ve Rose'un özetinden aktarıyoruz.
Bilinmeyenler de var. Bu verinin neredeyse tamamı İngilizce yürütülen alkol ve madde görüşmelerinden geliyor. Türkçede «lazım ama», «yaparım da» gibi kalıpların kararsızlığı nasıl taşıdığı, bir fırıncının ya da bir hemşirenin cümlesindeki iki yönün aynı biçimde puanlanıp puanlanamayacağı açık bir soru. Koçluk ve iş yeri görüşmelerine taşınan her ayrım bu yüzden bir aktarımdır.
Kendin dene
Aklında kalsın
Kararsızlık danışanın kendi içindeki bir çekişmedir; görüşmeciyle danışan arasındaki bir anlaşmazlık değildir. İki yönü de danışana aittir ve ikisinin arkasında da bir değer durur.
Bir danışan cümlesindeki iki yön bağlaçtan, fiilden, özneden ve sıradan okunur. Sıra o anki ağırlığı ima edebilir; bağlaçtan sonra gelen yarı, öncekini geçersiz kılmaz.
Kararsızlık yolun olağan bir durağıdır. Oturuma kararsız başlayan danışanların bir kısmının iyi sonuç aldığı gözlendi; sonucu haber veren, başlangıç değil oturum boyunca kararlılığın yönüydü.
İyi dinlenen danışan kararsızlığının iki yönünü de daha açık söyleyebilir. Bunu duymak, mevcut durum yönündeki konuşmayı büyütmekle aynı iş değildir.
Sonraki derse köprü
Hüsnü Usta «ömür boyu bırakamazsın diyorlar» dediğinde Gülten'in içinden bir ses yükseldi: bu inanç onun durumunda yanlış olabilirdi ve bunu söylemek bir hekimin işiydi. Gülten o sesi o an dinlemedi. M01-D03 bu sese bir ad veriyor, düzeltme refleksi (righting reflex): görüşmecinin doğru olanı hemen söyleme isteği, ve kararsız bir danışanın karşısında o isteğe uyulduğunda danışanın hangi yönü savunmaya geçtiği.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.